Hasan Güçlü Kimdir?

Merhaba sevgili okurum; 61SAAT’de ilk yazım olduğu için öncelikle kendimden sizlere biraz bahsetmek istiyorum…
 
Seneler önce 3 Mayıs 1989 ‘da bir gece yarısı Rize’nin güzel ilçelerinden biri olan Çayeli’nde dünyaya gözlerimi açtım. İlköğretim ve ortaöğretimi Çayeli’nde okudum. Sonra her lise mezunu gibi bende üniversite sınavına girdim ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Fakültesi’ne yerleştim. Kaptan olmak için gitmiştim fakat annem istemeyince tekrar üniversite sınavına girerek aynı üniversitede Fen Fakültesi Kimya Bölümü’ne yerleştim ve şuan Kimya bölümü öğrencisiyim. Okulun dışında ise gazetecilik ve fotoğrafçılığa ilgim vardır. Gelecekte belki de bir kaçınız benim ürettiğim parfümü, kolonyayı, sabunu, şampuanı vs. kullanacak ya da her hangi bir gazetede bir yazımı okuyacaksınız kim bilir…
 
Yazmaya lise yıllarında başladım ama o zamanlar bu kadar iyi yazamıyordum çünkü o zamanlar hayatın gerçekleriyle yüzleşmemiştim ve neyin ne olduğunu bilmiyordum…
 
Uzun zamandır düşünüyorum ; “Artık sadece kendi sayfamda değil de başka sitelerde ve gazetelerde de yazsam nasıl olur? “ diye. Sonunda karar verdim, yazılarımı ülkemin her kesim insanına duyurmaya…
 
Aklımdaki ilk isimlerden biride 61saat.com’du. Çünkü Trabzon’da okuyup Trabzon’un kaliteli haber platformunda yazı yazmaz istemesek bize gülerlerdi. Yeni bir sayfa, gelişime çok açık ve modern olması nedeniyle ilgimi çekiyordu. Aslında bunun birde sevdiren başka yanı var ki o da değerli büyüğüm, gazeteci abim Levent Ustabaşı’ dır. Yıllar önce Levent abi ile tanıştığımızda “ Kendimi biraz daha geliştirmem gerektiğini söylemişti”, şimdi Levent abi ile birlikte çalışmanın büyük bir heyecan olduğunu ve onun başarısıyla kendimi besleyip daha da geliştirebileceğimi düşünüyorum. 
 

61Saat’e ve Levent Ustabaşı’na teşekkürlerimi iletir, saygılarımı sunarım. 

Bir öğrenci olduğum için sayfamda yer vereceğim konuların başında öğrenci sorunları ve istekleri yer alacaktır. Bunla paralel olarak eğitim sistemimizdeki eksiklikleri ve de güzel olan birçok yeniliği sizlerle paylaşacağım.  

İlk yazıma, bugünlerde Türkiye’nin gündeminde bulunan öğrenci aflarıyla ilgili “Eğitime Hayır (!) “diyerek başlamak istiyorum. 

Ülkemizde gündemden başımız dönerken odağımızı kaybettik adeta.
 
“Eğitim şart” diyor devlet büyüklerimiz ama sadece laf… 2005 yılında üniversite sınavına girdiğimde ÖSS denilen bir sistem vardı. Sonraki sene sınav sistemi birden bire değişiverdi ve hiç kimse ne oluyor ne bitiyor anlamadan bir yaz yağmuru gibi her şey bir anda oldu ve bitti. O sınava giren öğrencilerin hallini bende biliyorum çünkü o sınava bende girdim. 2006 yılında ÖSS sistemi değişti ve değişiklikle birlikte yeni konularda eklendi.
 
Yeni konular eklendiğinde 2005 ve daha önceki yıllar mezun olan öğrenciler haklı olarak sisteme itiraz ettiler. Çünkü yeni sınav sisteminde hem sınav iki bölümden oluşuyor hem de konular yeni eklenen konular ÖSS müfredatında olmadığı için önceki senlerde mezun olan öğrencilere okullarda öğretilmemişti.
 

Sene oldu 2010 ve yeni bir sistem ve öncekilerden daha karışık bir sistem geldi ve birçok öğrenci sınava girmedi birçoğu da istediği üniversiteye yerleşemedi…
 
Peki, sizce kim haklı?
 
Öğrenci mi, Öğretmen mi, Milli Eğitim mi, ÖSYM mi, YÖK mü,  Veli mi?
Sizce kim haklı? Bence hepsi haklı, Nasrettin Hoca’nın da dediği gibi sende haklısın…

 
Herkes eğitim istiyor da… Ben bir öğrenciyim ve en yakından gözlemleyenler arasındayım. Eğitim sistemimizde büyük bir sorun var. Eğer ülkemizdeki eğitim sorununu en kısa sürede çözemezsek vah halimize diyorum. Eğitimsiz kalmış bir toplum gelişip ilerleyemez, hep başka toplumların himayesi altında yaşar…
 
Gelişmiş ülkelerden bazılarında okullarda atık ders vermektense öğrencileri sosyal hayata hazırlıyorlar. Okul sonrası sosyal ilişkilerine, sportif ilişkilerin iyi olmasına ağırlık vererek çok daha iyi insanlar yetiştirilmesi olanak veriyor artık.
 
Mesela Amerika ve Almanya...
 
Amerika’da eğitim sadece üniversiteyi bitirip master yapacağınız zaman sizlere veriliyor. Ama eğitim vermeye başladıklarında çok sıkıyorlar ve öğrencinin öğrenmesi için temel dersler verip üzerine mesleki dersler veriyorlar. O zamana kadar sosyal yaşam öğretiliyor onlara ve Amerikalılar eğlenmeyi, hayata bakmayı çok iyi biliyorlar. Spor yapabiliyor. Bizlerse spor yapmak için genelde kilo almayı bekleriz, daha doğrusu kilo alınca fazlalıklardan kurtulmak için spor yaparız…
 
Bu yüzden oralardan çıkıyor bilim adamları, düşünürler, icatlar… O düzeyden, o şekildeki eğitimden çıkıyor. Bizim ülkemizde ise ilkokul ve ortaokulda başlıyorlar öğrenciye yüklenmeye. Bence o yaşta genç beyinleri yormaktansa o yaşta genç beyinleri hayata tutunmak ve hayatı anlamak için yetiştirmeliyiz. Lise ve üniversitede de mesleklerini ellerine almaları için zaten kendileri çaba gösterecektir, aldıkları yaşam eğitiminden sonra…
 
Neden ve niçin eğitim almamız gerektiğini ufak yaşlarda öğretenler olsaydı belki de şuan daha kaliteli doktorlar, hakimler, öğretmenler, mühendisler, kimyagerler, düşünürler olurdu…
 

Sizlere soruyorum;
Haksız mıyız? 

Sene olmuş 2013 ve üniversite kapıları sonuna kadar öğrencilere açıldı, neredeyse her lise mezunu üniversiteye sınavsız alınır duruma gelindi. Sonrasında ise üniversiteyi uzatırsanız üniversiteden atarız denildi.  

Ne kadar adil?
Ne kadar doğru?
 

Ne zaman gelişiriz:

“Öğrencilerin, devletin finansman kaynağı olmadığını, geleceğin sermayesi olduğunu anladığımız zaman.”