Geçen haftaki "Dubai vs Trabzon: Gelecek Vizyonumuz Nedir?" başlıklı yazıma gelen yorumların hepsini tek tek okudum. Bu yorumların önemli bir kısmı aynı noktada birleşiyordu:
"Dubai'nin petrolü vardı, o yüzden başardı."
İlk bakışta bu haklı bir itiraz gibi görünüyor.
Bu yüzden bu hafta sizlere petrolü olmayan bir şehirden bahsetmek istiyorum:
“Singapur.”
Bugün dünyanın en güvenli, en temiz ve en yaşanabilir şehirleri arasında gösterilen Singapur, bundan yaklaşık 60 yıl önce küçük bir liman kentinden ibaretti.
Ben bu harika şehre tam 4 kere gittim. Her seferinde buraya tekrar geleceğim diyerek ayrıldım.
Singapur’un petrolü yok.
Geniş tarım alanları yok.
Kayda değer doğal kaynakları da yok.
Hatta 1965 yılında bağımsızlığını kazandığında birçok uzman, bu ülkenin ekonomik olarak ayakta kalamayacağını düşünüyordu.
Bugün ise kişi başına düşen milli gelir bakımından dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasında yer alıyor.
Bir neslin ömrüne sığan bu dönüşümün arkasında ne petrol vardı ne de şans.
Ellerinde tek bir güç vardı:
Bir şehir hayali ve o hayali gerçekleştirecek irade...
Bugün Singapur'a baktığımda beş temel tercih görüyorum.
Birincisi, eğitime herkesten daha fazla yatırım yaptılar.
İkincisi, kararlarını günü kurtarmak için değil, gelecek nesilleri düşünerek aldılar.
Üçüncüsü, teknolojiyi bir gösteriş unsuru olarak değil, şehir yönetiminin ayrılmaz bir parçası olarak kullandılar.
Dördüncüsü, yeşil alanları ve kamusal yaşamı şehir kültürünün merkezine yerleştirdiler.
Son olarak ise dünyaya kapanmadılar.
Limanlarıyla, üniversiteleriyle ve uluslararası vizyonlarıyla küresel sistemin bir parçası olarak büyüdüler.
Yıllar önce Singapur'u ziyaret ettiğimde beni en çok etkileyen şey sadece gökdelenler ya da teknolojik yapılar değildi.
Bir sabah işe gidiş saatinde binlerce insanın metro sistemine büyük bir düzen içerisinde dağıldığını izlememdi.
Kimse acele etmiyor, kimse birbirinin önüne geçmeye çalışmıyordu.
İnsanlar birbirine saygı duyuyor, kurallara uyuyordu.
Şehrin ritmi, yıllardır planlanmış büyük bir organizasyonun doğal sonucu gibiydi.
O an şunu düşündüm:
Başarılı şehirler tesadüfen ortaya çıkmıyor.
Başarılı şehirler, insanı merkeze alan uzun vadeli kararların sonucunda inşa ediliyor.
Şimdi aynı listeyi Trabzon için yapalım.
Bizim nelerimiz var?
- Bir limanımız var.
- Turizm potansiyelimiz var.
- Üniversitelerimiz var.
- Genç ve dinamik bir nüfusumuz var.
- Dünyanın birçok ülkesinden insanın hayranlık duyduğu eşsiz bir doğaya sahibiz.
Belki de en büyük eksikliğimiz kaynak değil;
Bütün bu değerleri ortak bir gelecek vizyonunda buluşturamıyor olmamızdır.
Elbette Trabzon'un Singapur olması mümkün değil.
Zaten olması da gerekmiyor.
Ama ilham almak mümkündür. Amerika’yı yeniden keşfetmemize gerek yok.
Çünkü şehirlerin kaderini yalnızca coğrafya belirlemez.
Bugün dünyanın birçok şehri yapay zekâ destekli ulaşım sistemlerine geçiyor.
Enerji tüketimi verilerle yönetiliyor.
Akıllı kavşaklar trafik yoğunluğunu anlık olarak analiz ediyor.
Çocuk dostu mahalleler, yaşlı dostu kentler ve sürdürülebilir yaşam alanları modern şehirlerin temel hedefleri hâline geliyor.
Biz ise çoğu zaman hâlâ günü kurtarmaya çalışıyoruz.
Oysa şehirler, günü kurtararak değil, geleceği planlayarak büyür.
Asıl soru şudur:
2050 yılında çocuklarımız nasıl bir Trabzon'da yaşayacak?
Trafik sorunlarını büyük ölçüde çözmüş...
Deniziyle daha güçlü bağ kurmuş...
Yeşil alanlarını koruyabilmiş...
Teknolojiyi doğru kullanan...
Dünyayla yarışırken kendi kimliğini kaybetmeyen bir Trabzon'da mı?
Ben bunun mümkün olduğuna inanıyorum.
Çünkü Singapur'un bize öğrettiği en önemli gerçek şudur:
Bir şehrin kaderini yalnızca coğrafyası değil, ortaya koyduğu vizyon belirler.
Bazen güçlü bir hayal, doğal kaynaklardan çok daha büyük bir sermayedir.
Önümüzdeki haftalarda yapay zekânın mimarlık ve şehircilik üzerindeki etkilerini, dünyanın farklı şehirlerinden örneklerle konuşmaya devam edeceğiz.
Çünkü geleceğin Trabzon'u yalnızca mimarların, belediyelerin veya siyasetçilerin değil, bu şehirde yaşayan herkesin ortak hayali olmak zorunda.
Belki de geleceğin Trabzon'unu hep birlikte tasarlayacağız.
Not: Bir gün Singapur'a giderseniz Gardens by the Bay'e mutlaka girin, Night Safari'ye katılın. Marina Bay Sands otelini ve çevresini gezin; imkânınız varsa sonsuzluk havuzuna da çıkın. Emin olun, hepsi vizyonunuzu genişletecek deneyimler.
Emrah Ömer ÇAM
Yüksek Mimar










