Son yıllarda her köşe başında bir "girişimcilik" rüzgarıdır esiyor. Üniversitelerden liselere kadar her yerde gençlere aynı nakarat fısıldanıyor: "Kendi işinizin patronu olun, girişimci olun!"
Sonuç mu? Her yıl milyarlarca liralık milli servetin, yanlış ve taklitçi girişimcilik furyası yüzünden toprağa gömülmesi.
Biz girişimciliği, üretkenliği artıran bir kaldıraç sanırken; aslında plansızlığın, taklitçiliğin ve sermaye israfının kılıfı haline getirdik. Yeni dönemin girişimciliği; veriyle hareket eden, ihtiyacı analiz eden, katma değer üreten, teknoloji kullanan, ihracata yönelen ve birbirini kopyalamak yerine yeni alanlar oluşturan girişimcilik olmalıdır.
Rakamlar yalan söylemez: Türkiye'deki kayıtlı girişimci sayısı, benzer ekonomik ölçekteki ülkelerin tam 1,5 katı. İlk bakışta kulağa bir "başarı hikayesi" gibi gelen bu veri, aslında yapısal bir körlüğün ve pazar katliamının açık bir itirafıdır.
Bu kontrolsüzlük ne anlama geliyor,
Kendi şehrimizden, Trabzon’dan bakalım aynaya. Trabzon’un nüfusu yerinde sayıyor. Ama şehirdeki market, kafe, kolej, otel, telefoncu, emlakcı, turizm acentesi ve benzeri sektörlerde işletmeci sayısı katlanarak artıyor. Nüfus artmazken, talep büyümezken açılan her yeni benzeşen işletmeler, sadece kendi sonunu hazırlamıyor; yıllardır bu şehirde ayakta kalmaya çalışan, istihdam sağlayan var olan firmaların da küçülmesine ve batmasına sebebiyet veriyor.
Bunun adı girişimcilik değil, eldeki iş birikimini ve sermayeyi organize bir şekilde yok etmektir. Yatırım ve sermaye bu kadar kıymetliyken, girişimcilik artık "herkesin, istediği şeyi, istediği zamanda ve istediği şekilde" yapabildiği bir kuralsızlık alanı olmaktan çıkmak zorundadır. Her şehir için düzenli olarak potansiyel ve sektörel kapasite analizleri hazırlanmalıdır. Hangi alanda doygunluk oluştuğu, hangi sektörlerde açık bulunduğu, hangi alanlarda dünya ile rekabet edebileceğimiz bilimsel verilerle ortaya konulmalıdır.
Destekler de buna göre verilmelidir. Çünkü güçlü ekonomiler, çok işletmeyle değil; doğru zamanda, doğru alanda ve doğru ölçekle büyüyen işletmelerle kurulur. İşte bundan dolayıdır ki Ticaret ve Sanayi Odaları evrak veren, şirket kuran, kırtasiye ve gösteriş dünyasından çıkıp bu ve buna benzer konuların çözümünü sağlayacak, vizyonu geliştirecek, markaları güçlendirecek iş dünyasına yön verecek ve verimliliği koruyacak yönetim şekillerine dönüşmelidir. Zaman, gerçeklerle yüzleşme vaktidir. Sevgilerimle.