Farkında mısınız? Dünya ne kadar hızlı bir değişim ve dönüşüm içerisinde;
Farkında mısınız? İnsanlar ne kadar çok zorlanıyorlar bu hıza uyum sağlamakta, dengeyi
yakalamakta;
Farkında mısınız? Maddi değerler, yüksek teknolojiler etrafı sardıkça hayat kolaylaşıyor zannederken ne kadar da çok zorlaşıyor, hayatımızın tadı ne kadar çabuk kaçıyor, biyolojik ve psikolojik rahatsızlıklar ne kadar hızla yayılıyor. Mübarek Cuma gününde tadınızı kaçırmak değil tabi ki amacım, sadece kaçmakta olan hayatın tadını nerede yakalayabileceğimiz konusunda sizlerle fikir alış verişinde bulunmak amacındayım. İnsan için manevi hayatın önemli olup olmadığı sorusunu, kişinin inanç, değer ve yaşam görüşüne bağlı bir soru olduğunu zannederiz. Halbuki aslında hava, su, yemek gibi herkesin en önemli ihtiyacı manevi hayat, ancak bu durumun farkında olabilen var, olamayan vardır, öneminin bilincinde olan var, bilincinde olamayanlar da vardır. Bazı insanlar manevi hayatın, insanın kendini tanıması, kabul etmesi ve sevmesi için gerekli olduğunu düşünürken, bazıları da manevi hayatın, insanın başkalarına ve evrene karşı sorumluluklarını yerine getirmesi için gerekli olduğunu düşünmektedir. Aslında manevi hayat, insanın özü, onu hayatta tutan ruhu, yaşamındaki mutluluğu, huzuru, yaratılış amacı, kısaca her şeyidir. İyi bir insan olmak idealinin gerçekleşmesi için gerekli olan şey manevi hayatı, zihin ve gönül dünyasında doğru inşa etmektir. Zihin ve gönül dünyasını inşa ederken insan aynı zamanda kendisine yardım etmiş, kendisini gerçekleştirmiş ve yaşamı doğru anlama ve anlamlandırma noktasında kendisini güçlendirmiş olur. Bu inşa süreci ise olup biten bir süreç değil, özelliklede çok hızlı değişim ve gelişmelerin olduğu çağımızda insanın hayatın her döneminde, hayat boyu kesintisiz ve sürekli olarak geliştirmeye devam etmesi gerektiğini vurgulamamız gerekir.
Manevi hayat aynı zamanda kutsal değerlerin toplumun bütünlüğünü sağlamada ve bireylerin davranışlarını olumlu yönlendirmede önemli bir rol üstlenebilme etkisine de sahiptir. Belki şu soruyu kendimize sık sık sormamız faydalı olacaktır: Bizim için manevi hayat ne ifade ediyor? Bizim için manevi hayat ne kadar önemli? Manevi hayatımız için ne kadar zaman ve ne kadar emek, enerji harcayabiliyoruz. Çünkü manevi hayat ne tamamen bilgi yoluyla elde edilebilir, ne de sadece bir dönem yapmakla hayatta etkisi sürekli hale getirilebilir. Bu ve benzeri soruları kendinize ara ara sormak, ya kendimiz cevaplamak veya istişareler yaparak cevabını aramak bizlere yardımcı olacaktır.


Peki, Maneviyatsız bir insan neler kaybeder sorusuna baktığımızda neler görürüz: Her insanın maneviyat anlayışı yetiştiği ortam ve sahip olduğu bilgi-tecrübelere göre farklı olabilir. Kimi insanlar maneviyatı, genel olarak insanın kendini, başkalarını ve evreni anlamlandırma çabası olarak tanımlayabilir, insanın hayatına anlam, amaç, değer ve huzur katan bir unsur olarak görebilir. Kimi insanlar maneviyatı, psikolojik sağlamlığın, insanın düşünce-duygu dünyasının bir parçası olduğunu ifade edebilir. Her biri belki bütünün parçalarıdır ancak hiçbir parça bütünün tamamını ifade edemez. İnsan için maneviyatın önemini tam olarak ifade etmek adeta imkansızdır. Özet olarak insan eşittir maneviyat, maneviyatsız insan kendisini eksik bırakmış insandır diyebiliriz.


Maneviyatsız bir insan, hayatının anlamını asla tam olarak idrak edemez, zaman zaman kendisini boşlukta hisseder. Kendisini tanıma, anlam, kabul etme ve sevme konusunda zorluk yaşar. Başkalarına karşı duyarlılık, saygı ve sevgi göstermekte zayıf kalır. Hayat ve sosyal yaşam ile uyumlu olmak yerine, ona karşı bir memnuniyetsizlik, uyumsuzluk, çatışma içinde olabilir. Hayatının anlamını ve amacını bulamadığı için sık sık mutsuz ve tatminsiz olur. Yanlış şeylerde ve yerlerde mutluluğu ve tatmini aradıkça da daha fazla hata yapma riski ile karşı karşıya kalır. Geçmişin hataları sebebiyle yoğun pişmanlıkları ve geleceğin endişe ve kaygıları arasında sıkışıp kalabilir. Maneviyatsız bir insan, kendi potansiyelini asla tam olarak, bütünüyle gerçekleştiremez.


Maneviyatı zayıf bir insan, diğer insanlara yardım etmekten, onlara destek olmaktan da geri durabilir. Diğerkâmlık, yani başkalarının iyiliği için gönüllü olarak davranmak, maneviyatla yakından ilgilidir. Kan bağışı gibi diğerkâm eylemler, hem bağışçının hem de alıcının manevi tatminini artırır. Kan bağışı yapan insanlar, kendilerini daha iyi hissettiklerini, hayata daha olumlu baktıklarını ve başkalarına faydalı olmaktan haz aldıklarını ifade etmişlerdir. Maneviyatı zayıf insanlar, genelde bu tür eylemleri önemsemez veya yapmaz, hem kendisine hem de başkalarına toplumsal yaşam açısından dolaylı olarak zarar vermiş olur.

Maneviyat azaldıkça bir insanın kaybettiği şeyleri özetlersek:


Öncelikle kendini kaybeder, kişiliğini, kimliğini tam olarak bulamaz, gerçekleştiremez, hayatının amacını, gayesini bulamaz, dolayısıyla zaman içerisinde yıllar geçtikçe sevgiyi kaybeder, sevdiklerini sevemez hale gelir, anlam dünyasını kaybeder, tat aldığı şeylerden aynı tadı alamamaya başlar.
 

Bu durum yavaş yavaş insanın iç dünyasında huzurunu, mutluluğunu zayıflatır, sağlığını olumsuz etkilemeye başlar, umut dünyasını köreltir, insanları sevmeyi terk eder, yardım severliği kaybolur. Bu durum uzun sürerse doğal olarak yaşadığı kayıplar da artar, hele bir de tamamen kaybederse maneviyat enerjisini; vicdanını, insaniyetini, kaybetmiş olur varlığını da, değerini de her şeyini de kaybetmekle karşı karşıya kalır.


Her Cuma Mü’minlerin bayramı, çünkü bayram sayesinde tazeler insan manevi hayatını, tazeler farkındalığını, iç dünyasının zenginliğini…