Yoksulluk dünyada yaşanan en korkunç sosyal ve ekonomik sounlardan başta gelenidir.Yani günlük temel ihtiyaçların tamamını veya büyük bir kısmını karşılayacak yeterli gelire sahip olamama durumudur.Özellikle, yiyecek, içecek ve barınma , giyim ve kuşam gibi temel gereksinimlere zor ulaşmak veya ulaşamamak yoksulluk olarak tanımlanmaktadır.

Böyle toplumsal bir sorun veya yıkım çok ciddi tehlikeleride beraberinde götürdüğünden çağrışımla Dünya insan hakları EVRENSEL bildirgesindede yer almıstır. Şöyleki; " Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli standartlarına hakkı vardır.Bu hak,Beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık yada kendi denetimi dışındaki koşullardan kaynaklanan başta geçimini sağlayamama durumlarını ve güvenlik hakkını kapsar" denilmektedir.

Yani temelde kişilerin yoksulluktan korunma ve barınma hakkının sağlanması en önemli toplumsal bir olaydır.Özellikle sosyal devlet bu konularda aşırı verimli ve toleranslı olması gerekirgen , kişilerin günlük ve güvencesiz işlerde geçimini sağlamaya çalışmak durumunda kalması dahi ihlal edilmektedir.(En basiti kağıt toplayıcılığı gibi) Bu hususta yoksul insanların yaşam şartlarına direnerek hayatlarını devam ettirmek için verdikleri bir savaş olurken bu mücadele bile ihlal edilmektedir.

Yine burada ciddi bir kısıtlayıcılık olup,aynı zamanda hak ihlallerini görmezlikten gelip, insanların yoksulluktan kurtulmasının aksine yoksulluk riskini derinleştirmektedir.Çok gariptirki ülkemizde açlık sınırı resmi verilere göre 14025 tl.yoksulluk sınırı ise 45686tl.seviyesine yükselmiş olup, nerde ise açlık sınırı asgari ucretin bir buçuk misline, yoksulluk sınırı ise dört mislini geçmiştir.

Bunun yanında bekar olarak yaşayan bir kişinin aylık yaşam maliyeti 18239 TL olarak açıklanırken yıllık gıda enflasyonu 80.12 TL olarak açıklanmıştır. Gıda enflasyonu dünyada uzun zamandır azalırken ülkemizde yaklaşık dört yıldır artmaktadır.  Yani gıda enflasyonu genel enflasyonun hep üstünde seyretmekte bu durumda insanların beslenme ihtiyaçlarını yaşamlarının hakkı pahasına etkilemektedir.Halbuki coğrafi konum olarak ülkemiz dört mevsim üretim yapılacak bir iklim kuşağında olması , toprakların yeterliliği,insan kaynaklarının genç ve üretim kültürünün gelenekselliğine rağmen, Sudan devletinden başarısızlıkla sonuçlanan 750 bin hektar arazinin kiralanmış olmasıda anlaşılabilir değildir.

Deprem bölgesinde ülkemiz tarım ve hayvancılık üretiminin 0/014.15'i bu  bölgeden gelmesine karşın bu anlamda hala ciddi bir önlem  alınmamış olması ,ileriye doğru uzanan yıllarda nüfus artşııda dikkate alındığında gıda fiyatları ulaşaılamayacak trendleri görebilir. Bunun yanınında gıda güvenliğine doğanın etkisi büyük olup,tarımın 0/068'i yağış ve sulamaya bağlı durumdadır.

Tüm bunlara rağmen dünyada tahıl stokları azalırken (Rusya ve Ugraynada olduğu gibi) birde ülkemizde yerel seçim ekonomisi dikkate alındığında ve yine artacak olan kamu ve tüketim harcamaları , deprem bölgesinde ywterli tarımsal üretimin yapılamayışı da dikkate alındığında, önümüzdeki yıl/ ve yıllarda gıda enflasyonunun beklendiği gibi düşmeyeceği öngörülmektedir.

Tüm bu risklerden dolayı halkın yaşantısı ve geçim şartları daha zorlaşarak yoksulluk hiç beklenmedik şekilde derinleşecektir. Et, balık, yumurta, kuru baklagiller, taze meyve sebze, çiçek ve tere yağı,zeytin ,zeytin yağı , margarin zeytin ve peynir gibi daha bir çok üründe fiyat artışları çok hızlı yükselmektedir.İşte üretimsizlik tepemizde külçe gibi aģırlaşırken fakirlik ve yoksulluk çığ gibi büyümeye ve toplumu sarsan bir olay olmaya devam etmektedir.

Daha âçıkcası, kişi başına milli gelir Cumhuriyet tarihinde ilk kez üst üste yedi yıl azalarak ülkemiz gelir adaletsizliğinde Avrupada ilk sıraya yerleşmiştir. Halkın 0/058'i borçlu, kadınlar erkeklere göre daha yoksul, çalısan her on kişiden biri yoksul, işçilerin, gençlerin, kadınların ve çocukların insanca yaşam koşullarında limiti bile görmek sanki lüks aramak gibi birşey oldu.

Yaşam koşullarından gittikçe uzaklaşan insanlar aleyhine büyüyen gelir adaletsizliği ile derinleşen sosyal risk toplumsal ayrışmayıda tetiklemektedir. Bu toplumsal adaletsizlik yoksulluk, yoksunluk içerisinde temel ihtiyaçları bile karşılanamaz hale düşürmektedir. Sonuçta bu kesimde toplumsal bir dıştalanma gibi tehlikeli gidişat gittikçe yükselmektedir. Böyle bir sokak çıkmaz bir sokak olup, 7.4 milyona yakın genç yoksulluk girdapında pençeleşirken, ülkemizde en zengin 0/020'lik grup, en yoksul 0/020'lik gruptan 9 kat daha fazla gelir elde etmektedir.

ONUN İÇİN; Öncelikle üretim ve gelir adaletsizliğinın minimize edilerek dengeli bir bölüşümün 85 milyon ülke insanına yaygınlaştırılması sorunu önemli ölçüde çözecektir.Ayrıca yüksek genel enflasyonla gıda enflasyonu insanların refah payları lehine regüle edilmiş olacaktır. Yani insanlar aç yatarken tok yatanların böyle bir ayrıcalığı olmamalı ve insan hakkının KUTSALLIĞI doğumdan hayatının sonuna kadar korunmalıdır.Bu hususta sosyal bir devletin en büyük yükümlülüğüdür