İstanbul seçimi ve AK Parti'nin stratejik hataları!

Uzun bir aradan sonra yine karşınızdayım. Uzun bir seyahat sebebi ile yazım biraz gecikti. Okurlarım hali hazırda Trabzon seçim sonuçlarının analizinin tamamlanmadığını biliyorlar. Biraz daha beklemeleri gerekecek. Bugün İstanbul seçimini değerlendireceğim.

İstanbul seçimi ve AK Parti'nin stratejik hataları!

Seyahatimin başlangıç noktası İstanbul’du. Dolayısıyla seçimden bir gün önce İstanbul’daydım. Özellikle Kadıköy İskelesi’nin çevresinde siyasi parti stantlarının panayırı andırdığını söylemeliyim. Seçim sabahı erken saatte İstanbul’dan ayrıldım. Seçim sonuçlarını da internetten takip ettim. %10’a yakın bir farkla seçimi Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu kazandı. Hayırlı olsun.

Bugün ki yazımda AK Parti’nin stratejik anlamda yapmış olduğu hataları anlatacağım. Ne oldu da kafa kafaya biten seçim, üç aydan kısa sürede yaklaşık %10’luk bir farka evrildi.

2002’den bugüne her seçim döneminde alıştığımız bir durum vardır. Oyunun kurallarını AK Parti belirler. Diğer partilerin seçim stratejisini ve söylemlerini belirleyen AK Parti’nin seçim stratejileri ve söylemleridir. Daha açık bir ifade ile diğer partiler AK Parti’yi takip ederler. Bu seçimde farklı oldu. İmamoğlu “Her şey çok güzel olacak” sloganı üzerine seçim stratejisini bina etti. AK Parti’den gelen karşılık ise “Her şey daha da güzel olacak” oldu. Bir nevi AK Parti’nin seçim sloganı İmamoğlu tarafından belirlenmiş oldu ve karşılık bulmadı.

31 Mart seçim sonuçlarının geç ilan edilmesi, sürecin uzadıkça uzaması ve akabinde YSK’nın seçim yenileme kararını vermesi fitili ateşleyen ilk unsur oldu. YSK’nın seçim yenileme kararını vermesinin sebebinin yasal gerekçelere dayanmadığı, AK Parti’den gelen baskı sebebi ile bu doğrultuda verilmiş bir karar olduğu algısı mikro anlamda İstanbul seçmenine, makro anlamda da ülkeye yerleşti. Kararın verilmesinde AK Parti’nin dahli olsun veya olmasın seçim yenilenmesi seçmene anlatılamadı. Seçmen inanmadı. Ekrem İmamoğlu güçlü bir mağdur olarak karşımıza çıktı. Seçmen mağdur edilen siyasetçiye sahip çıkar. Siyasi tarihimizde örnekleri fazladır. Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olması, 2002 seçim zaferi, başbakan ve akabinde cumhurbaşkanı olması. Mehmet Keçeciler de örnek olarak gösterilebilir. İptal edilen Konya seçimleri, yenilenen seçimde Keçeciler’in daha yüksek oranda bir farkla seçilmesini beraberinde getirdi.

“Çünkü çaldılar” söylemi bir strateji sonucu mu ortaya çıktı bilmiyorum ancak kabul etmek gerekir ki çok başarısız ve negatif bir tutum oluşmasını beraberinde getirdi. Seçimin yenilenme kararının meşruiyetini sağlamak adına geliştirildi belki ancak seçimin yenilenmesine ikna olmamış olan seçmen bu söylemi hiç sevmedi.

Seçim sürecinde İmamoğlu’nun şahsına yönelik agresif söylemlere şahit olduk. Seçmen bu noktada İmamoğlu’na sahip çıktı. Özellikle Rum ve Pontus benzetmesi İstanbul’da bulunan Trabzonlu seçmenlerin (ki sayı azımsanmayacak kadar çok) İmamoğlu ile siyasi anlamda bağı olmayanların bağ kurmasına, siyasi olarak bağı olanlarında daha sıkı kenetlenmesine olanak sağladı. “Pazar günü Sisi mi diyeceğiz Yıldırım mı? Sorusu da İmamoğlu’ndan bir şey götürmedi aksine hanesine artı yazdırdı.

“İmamoğlu seçimi kazansa dahi belediyeye kayyum atanır” söylemi seçmeni çok rahatsız etti. 23 Haziran seçimini demokrasiye sahip çıkma meselesi olarak görülmesine sebebiyet verdi. İmamoğlu cephesinde de safların sıklaştırılmasına sebebiyet verdi bu durum.

31 Mart seçim sonuçlarının birbirine bu kadar yakın olması Saadet Partisi’ni önemli bir güç olarak sahneye çıkardı. Bu noktada Saadet Partisi ile olumlu, dostane ilişkiler yerine agresif, saldırgan bir tutum sergileme strateji olarak belirlendi. Bu büyük bir hataydı. Saadet Partisi’nin terörle eş tutmak (ya da yakın göstermek), Temel Karamollaoğlu ile girilen cami polemiği ve yine Temel Karamollaoğlu’nun eşi üzerinden ortaya çıkan polemik, Saadet Partisi’ne gönül vermiş olan seçmeni kırdı. Bu seçmenin bir bölümü kendi adayları olmasına rağmen İmamoğlu’na oy verdi.

Milliyetçi seçmeni en çok etkileyen olay ise son hafta ortaya çıkan mektup oldu. Milliyetçi seçmenin yanında yer alması için kullanılan CHP-HDP-PKK-Kandil söylemleri birden anlamsız hale geldi. İlk olarak daha önce adını hiç duymadığımız Ali Kemal Özcan adında bir akademisyen(!) ortaya çıktı. Teröristbaşı’nın mektubu adı altında, bebek katilinin söylemleri kamuoyu ile paylaşıldı. Kırmızı bülten ile aranan kardeş Osman Öcalan’ın TRT ekranlarına çıkması ise tuz biber ekti. HDP seçmeninin ilgisine mazhar olmak için yapılan bu hareket, milliyetçi seçmenin de kaçmasına sebebiyet verdi. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olundu.        

Seçim sonuçları muhakkak genel merkezlerde ayrıntılı analizlere tabi tutularak raporlar hazırlanıyordur. Tüm siyasi partilerin mesajı aldıkları kanaatindeyim en azından öyle olmasını temenni ediyorum.

Bir sonraki yazımda Trabzon seçim sonuçlarının analize devam edeceğim. Tabi gündem çok hızlı bir şekilde değişmezse.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gökalp Bürlükkara 4 ay önce

çok doğru tespitler.
i̇nsanlar artık kavga dilinden uzak bir siyaset beklentisi içerisinde.

Avatar
Murat KIZILTOPRAK 4 ay önce

Seçim sonuçlarına etki eden tüm unsurlara değinmişsiniz, tümünde aynı fikirdeyiz elinize sağlık. İlk yazdığınız neden olan "normalde gündemi AKP belirler diğerleri onu takip eder" noktası en belirleyici olanı, çünkü ipleri elinden kaçırmış olmanın telaşı ilediger hataları yaptıklarını düşünüyorum. Daha sonraki yazılarınızın birinde de AKP'de değişenin ne olduğunu, bu hataları yapmalarının neden olduğunu yazarsanız okumak isteriz....

Avatar
Özgür Özcan 4 ay önce

Murat Kızıltoprak çok haklı.