“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
Girişi bir ayetin (Mâide/8) meali ile yaptım ki kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in, dolayısıyla Yüce Mevla’mızın evrensel hukuka dair düzenlemelerini, emirlerini, kısaca ilahi vizyonu tanımlamak tereddütsüz olsun.
İslam’a yandaş olanların, yoldaş olanların adil olma hususunda bu ayeti bir itikat grafitisi olarak gönüllerine yazması, hatta dövme yaptırması elzemdir, aciliyettir.
Neyse, sadede gelelim. Son on gündür iki yolsuzluk, dolandırıcılık isnadı meşgul ediyor efkârıumumiyenin gündemini.
Müsebbipleri farklı olmakla birlikte her iki suç iddiası da aynı minvalde, aynı kulvarda üç aşağı beş yukarı: Sosyal içerikli yardım, bağış organizasyonları düzenleyerek toplanan yekûnu doğrudan veya dolaylı yollarla ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak.
Adı AHBAP Derneği olana, topladığı yardımları amaca sarf etmediği, amaç dışı mecralara transfer ettiği, dolandırıcılık yaptığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Gözaltılar yapıldı.
AHBAP Derneği’nin alametifarikası nedir? Sol, sosyalist, liberal ve hükûmet muhalifi muhafazakâr çevrelerden gördüğü itibar ve popülarite.
Suçun finansal niteliğinden dolayı muhatabı tabii ki MASAK’tır.
MASAK’ın kuruluş gayesi de budur zaten. Araştırsın mı sonuna kadar. Soruştursun mu dibine kadar. Sıkıştırsın mı ümüğüne kadar. Hele insanımızın millî ve manevi duygularını tuzaklayan kara sırtlı çakallara zerre miskal merhamet göstermesin.
Vaka ile ilgili benim de naçizane kanaatlerim oluştu. Ama yazamam. Basın etik ve ahlak ilkelerini taciz edemem, çiğneyemem. Yetmedi, bir yargısal süreci menfi veya müspet etkileyecek yasal boyuta halel getiremem.
Şu kadarını sufle mahiyetinde paylaşayım: AHBAP Derneği’ne dair dün de bugün de endişelerim mevcuttur. Ama bugünkü iddialarla alakalı değil. Emanet edilen nakdî veya ayni büyüklükleri hedefe kanalize edecek genişlikte bir donanıma sahip olmadığına inanıyordum. Yani mikro çapta sosyal sorumluluk projelerine uygundu tüzel büyüklüğü. Ayağını yorganına göre uzatmalıydı. Artık destekçileri tarafından bile sahiplenilmediği realitesi, hukuki sürecin turnusolüdür galiba.
Çevirelim madalyonun öteki yüzünü. İsimlerinden de cisimlerinden de haz etmediğim sivil dinî (!) yapılardan olan İsmailağa Cemaati ve bağlı vakıfların 500 kg altını dolandırılmış veya çalınmış. Türk lirası değeri yaklaşık üç milyar (3.000.000.000).
İsmailağa Cemaati’nin alametifarikası nedir? Muhafazakâr, mütedeyyin çevrelerin, rejim ve laik düzen muhaliflerinin ilgisi, alakası ve destekçisi hüviyeti.
Malum dinî yapı ile ilgili iddiayı kamuoyuna bir sol seküler birim değil, aynı mahallenin fenomen cübbelisi duyurdu. Bu duyum üzerine devreye giren gazeteciler, altınların boca edildiği kuyumcu işletmesinin gerçekten boşaltıldığını aktardılar görsel argümanlarla.
Bir cemaatin veya tarikatın 500 kg altını nasıl olur, vergilendirilmiş mi, müritlerden mi toplanmış riyalı vaatlerle, kim toplamış, kim götürmüş şeklinde hiç kılı kıpırdamaz mı MASAK’ın, Mali Suçlar Şubesinin, cumhuriyet savcılıklarının?
Kapısı çalınmaz mı Cübbeli Beyefendi’nin, “Gel bakalım, öt bakalım.” diye? Suç işleme özgürlüğü, ayrıcalığı mı var bazı şahısların, kurumların, derneklerin, vakıfların Allah aşkına (!)
Anayasamızın amir hükmü gereği (38. madde/4. fıkra), suçu sabit olana dek yukarıda ismi geçen bütün özel ve tüzel kişiliklerin masumiyeti istisnasız geçerlidir. Lakin adaletin terazisine çıkarılmayanların masumiyetini nasıl tartacağız acaba?
Bu iki vakayı ve süreci ekspertize sokarsak ulusal adaletin sağ gözü kör, sağ kulağı sağır, sağ kolu çolak, sağ kefesi arızalı çıktısı verir büyük ihtimalle.
Birileri rahat mı, adalet mefkûreleri afiyette mi bilemem. Ben naçizane hiç mesut değilim, rahat değilim. Şeriatın kestiği parmağın acısını duymam bile, lakin kesmediği, kesemediği parmaklar sokuluyor gözüme, batırılıyor vicdanıma.
Adalet, ahbap çavuş erotizmine heba edilmemelidir. Yukarıda Allah, aşağıda hukuk var, tereddütsüz.
Saygılar efendim...