Bizler, millet olarak en çok kritik zamanların insanlarıyız. Ay yıldızlı bayrağın gölgesinde yaşamaktan onur duyan, hayallerini bu topraklarda ve bu topraklar için kuran insanlardan söz ediyorum. İş başa düştüğünde “Bismillah” deyip ayağa kalkanlardan… Bayrağı kalp hizasının üzerinde taşımayı ona duyulan saygının bir gereği bilen, göndere çekilip dalgalandığını gördüğünde derdi ve tasası hafifleyenlerden…

Bu bayrağın altında yaşamayı kendine yük gören, kişisel menfaatleri uğruna hiçbir kutsal tanımayanlara karşı verilen mücadelenin üzerinden on yıl geçti. Sessiz ve sıcak bir yaz akşamında, milletin alın teriyle ödenen vergilerle alınmış silahlar, bu ülkenin öz evlatlarına doğrultuldu. Tonlarca ağırlığındaki savaş uçakları semalarda alçaktan uçarken, tam teçhizatlı hainlerin karşısına çıkan bu aziz millet; korkuya teslim olmadan, omuz omuza yürüyerek iradesine ve vatanına sahip çıktı.

Evinden çıkmadan önce abdestini alan, ailesiyle helalleşen, belki de son kez yavrusunun başını öpen o mütevazı insanlar; bu ülkenin yetiştirip üniforma verdiği, vatanı korusun diye emanet ettiği hainlerin karşısına yalın ayak, sıkılı yumruklarla yürüdüler. Çünkü biliyorlardı ki bazı mücadeleler silahla değil, imanla ve cesaretle kazanılır.

Kahvehanede vakit geçirdiği için küçümsenen, imkânsızlıklar yüzünden eğitim alamayan, ambulansa kirli ayakkabılarıyla binmeye çekinecek kadar edepli olan, kıyafeti nedeniyle ötekileştirilen insanlar… İşte bu milletin mayasını oluşturanlar, kendilerini fil dişi kulelerden aşağılayanlara karşı yine en önde saf tuttular. Malazgirt’te, Kutü’l-Amâre’de, Sakarya’da nasıl bu millet tarih yazdıysa, 15 Temmuz da aynı ruhun, aynı inancın ve aynı direnişin yeniden tecelli ettiği bir gece oldu.

En kritik anda, süper kahramanlar beklemeden besmelesini çekip harekete geçen yine bu milletti. Genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle, köylüsüyle şehirlisiyle tek yürek oldu; tankın da tüfeğin de karşısına yalnızca cesaretiyle çıktı. Kimisi gazi oldu, kimisi şehitlik makamına ulaştı. Geride kalanlar ise, hayatta kaldıkları için mahzun olmayı bile kendilerine dert edindiler.

Bizi diğer milletlerden ayıran hasletlerden biri de bu değil midir? Biz, gerektiğinde vatan uğruna can vermeyi en büyük şeref sayan bir milletiz. Kanıyla rengini koyulaştırdığı bayrağı göndere çekerken, sırtına saplanan oklara rağmen dimdik ayakta kalabilen bir ecdadın mirasçılarıyız.

Kızsak da, yorulsak da, hayıflansak da biliriz ki bizim bu vatandan başka gidecek yerimiz yok. Çünkü burası bizim yurdumuzdur. Bedelini kanımızla, canımızla, ömrümüzle ve emeklerimizle ödedik. Biz buradayız. Ve gitmiyoruz.