Geçtiğimiz iki hafta boyunca önce Dubai'yi, ardından Singapur'u konuştuk.

İlk yazıda şehirlerin kaderini değiştiren şeyin beton değil, vizyon olduğunu anlatmaya çalıştım.

İkinci yazıda ise Singapur'un bunu petrol sayesinde değil; eğitim, planlama ve kararlı bir yönetim anlayışıyla başardığını konuştuk.

Bu yazılardan sonra bana en çok sorulan soru şuydu:

"Peki bütün bunları kim yaptı?"

Aslında doğru soru biraz daha farklı.

Bir lider gerçekten bir şehrin kaderini değiştirebilir mi?

Bence değiştirebilir.

Ama tek başına değil.

Bilim insanlarıyla... Mimarlarla... Şehir plancılarıyla... Üniversitelerle... Özel sektörle...

Ve en önemlisi, seçim dönemlerini değil gelecek nesilleri düşünen ortak bir vizyonla...

Geçen hafta da anlattığım gibi, Singapur 1965 yılında bağımsızlığını kazandığında birçok kişi bu küçük ada devletinin ayakta kalamayacağını düşünüyordu.

Petrolü yoktu.

Doğal kaynağı yoktu.

İçme suyunun önemli bir bölümünü bile komşusu Malezya'dan almak zorundaydı.

Bugün ise dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri.

Bu dönüşümün arkasındaki isimlerden biri ülkenin ilk Başbakanı Lee Kuan Yew idi.

Onu farklı yapan yalnızca başarılı bir siyasetçi olması değildi.

O, beş yıllık seçimleri değil, elli yıllık bir geleceği planladı.

Ve bunu sözle değil, projelerle gösterdi.

Ülkenin doğal kaynağı olmadığını gördü; yabancı yatırımcıyı çekecek düşük vergili, yolsuzluğa sıfır toleranslı bir sistem kurdu. Halkın büyük bölümü gecekondularda yaşıyordu; devlet eliyle bir toplu konut programı başlattı, bugün Singapur nüfusunun yüzde sekseninden fazlası bu programla inşa edilen evlerde yaşıyor. Eğitimi iki dilli yaptı: herkes hem İngilizce hem kendi ana dilini öğrenecekti. Böylece küçük bir ada ülkesi, küresel ekonomiyle anadili İngilizce olan ülkeler kadar rahat iletişim kurabildi. Sonuç, rakamlarla ortada: 1965'te kişi başı milli gelir 500 dolardı; Lee görevden ayrıldığında bu rakam 14.500 dolara, bugün ise 55.000 doların üzerine çıktı.

Ama belki de Lee'nin en cesur kararlarından biri, 1970'lerde Marina Bay bölgesini denizden kazanma projesini başlatmasıydı. 1971 yılında hazırlanan Konsept Plan'la 360 hektarın üzerinde alan, henüz denizken, geleceğin şehir merkezi olarak planlandı. Bugün Marina Bay Sands'in, Gardens by the Bay'in ve ArtScience Museum'un ayakta durduğu toprak, o dönemde alınan kararların sonucudur.

Bugün Marina Bay Sands'i gezen insanlar yalnızca bir otel görmüyor.

Singapur'un dünyaya verdiği mesajı görüyor.

"Biz artık sadece bir liman kenti değiliz."

Kongre merkezi... Sanat ve Bilim Müzesi... Kamusal meydanlar... Kıyı yaşamı... Yürüyüş yolları...

Hepsi aynı hikâyenin parçaları.

Gardens by the Bay ise bana göre yalnızca dünyanın en güzel parklarından biri değil.

Bir şehircilik anlayışının özeti.

Dev Supertree yapıları sadece estetik olsun diye yapılmadı.

Güneş enerjisinden yararlanıyor.

Yağmur suyunu topluyor.

Doğal havalandırmaya katkı sağlıyor.

Bitki ekosistemini destekliyor.

Doğayla teknolojiyi aynı projede buluşturuyor.

Dünyanın ilk Night Safari projesi de aynı bakış açısının ürünü.

Bir hayvanat bahçesi yapmak yerine insanların doğayı gece deneyimleyebileceği bambaşka bir konsept geliştirdiler.

Bugün milyonlarca turist yalnızca bu deneyim için Singapur'u ziyaret ediyor.

Ben ise dört kez gittiğim Singapur'da her ziyaretimde Night Safari'ye yeniden gitmeden geri dönmedim.

Çünkü orası sadece gezilen bir yer değil.

İnsanda hayranlık uyandıran, doğaya bakış açınızı değiştiren eşsiz bir deneyim.

Ve belki de beni en çok etkileyen yer...

Changi Havalimanı.

Lee'nin başbakanlığı döneminde, 1981 yılında açılan Changi, o günden bu yana sürekli büyüyerek dünyanın en iyi havalimanlarından biri hâline geldi.

İnsanlar buraya sadece uçağa binmek için gelmiyor.

Dünyanın en yüksek kapalı şelalesini görmek için geliyor.

Yağmur ormanında yürümek için geliyor.

Alışveriş yapmak için geliyor.

Restoranlarında vakit geçirmek için geliyor.

Çocuklarıyla bir gün geçirmek için geliyor.

Kısacası Changi artık bir havalimanı değil.

Başlı başına bir destinasyon.

İşte Singapur bana en önemli dersi burada verdi.

Bir şehir, yaptığı projelerle değil; o projelerin anlattığı hikâyelerle dünya markası olur.

Tam da bu noktada aklıma Trabzon geliyor.

Çünkü bugün şehrimizin önünde belki de uzun yıllardır yakalayamadığı kadar büyük bir fırsat var.

Yeni Havalimanı...

Boztepe'de planlanan Kule 61...

Belki de bundan elli yıl sonra insanlar bu dönemi Trabzon'un dönüm noktası olarak hatırlayacak.

Yeter ki bugün doğru soruları sorabilelim.

Örneğin yeni havalimanımız...

Denizin hemen kıyısında yer alacak.

Bu, dünyanın birçok havalimanının sahip olmadığı büyük bir avantaj.

Peki neden sadece uçak inip kalkan bir terminal olsun?

Hayal edin...

Karadeniz mutfağının en seçkin örneklerini sunan restoranların yanı sıra, İtalyan, Fransız ve Çin mutfağından dünyaca ünlü markaların da yer aldığı panoramik bir gastronomi merkezi...

Trabzon çayını, tereyağını, Vakfıkebir ekmeğini, Akçaabat köftesini dünyaya tanıtan yöresel deneyim alanları...

Trabzonspor'un tarihini ve efsanelerini yaşatan bir müze...

Karadeniz kültürünü, kemençeyi, horonu ve bölgenin hikâyesini dijital teknolojilerle anlatan interaktif deneyim alanları...

Sanal gerçeklikle Trabzon'u gezdiren tanıtım merkezi...

İnsanlar belki de yalnızca uçuş için değil, gün batımında denize karşı yemek yemek için de havalimanına gelecek.

Üstelik şehir merkezine yakınlığı sayesinde bu alan yalnızca yolcuların değil, Trabzonluların da kullandığı yaşayan bir cazibe merkezine dönüşebilir.

Önemli olan yapının büyüklüğü değildir.

Önemli olan, ona yüklediğiniz vizyondur.

Boztepe'de planlanan Kule 61 için de aynı heyecanı taşıyorum.

Ancak bana göre önemli olan kulenin yüksekliği değil.

Anlatacağı hikâyedir.

Bugün insanlar Eyfel'e yalnızca demir görmek için gitmiyor.

Paris'in ruhunu hissetmek için gidiyor.

Dubai'deki Museum of the Future'a ise geçmişi görmek için değil, geleceği deneyimlemek için gidiyor.

Peki neden Kule 61 de Trabzon'un 2100 vizyonunu anlatan bir yapı olmasın?

Artırılmış gerçeklikle Trabzon'un tarihini anlatan dijital deneyim alanları...

2050 ve 2100 yıllarının Trabzon'unu gösteren şehir simülasyonları...

Çocukların geleceğin şehirlerini tasarladığı atölyeler...

Üniversitelerimizin geliştirdiği teknoloji projelerinin sergilendiği inovasyon katları...

Ve belki de her yıl "Trabzon veya Türkiye’nin Geleceği Zirvesi"nin düzenlendiği bir vizyon merkezi...

İşte o zaman Kule 61 yalnızca manzara izlenen bir kule olmaz.

Trabzon'un geleceğini anlatan yaşayan bir simgeye dönüşür.

Elbette bu ölçekte projeleri yalnızca yerel yönetimlerin omuzlarına yüklemek gerçekçi olmaz. Ama şuna yürekten inanıyorum: doğru planlanmış, vizyonu net ve fizibilitesi güçlü bir proje dosyasıyla ülke yönetimindeki liderlerimize gidildiğinde, gerekli kaynaklar mutlaka oluşturulabilir. Mesele bütçe bulmak değil; önce neyi istediğimizi bilmek ve onu ikna edici bir planla ortaya koymaktır. Eğer biz istersek, planlarsak ve bu planı somut rakamlarla sunarsak, Trabzon bu desteği alabilir.

Belki de bugün Trabzon tarihinde ilk kez, aynı anda bu kadar önemli projeler masada.

Ve belki de hiçbir dönemde şehrin gelecek elli hatta yüz yılını etkileyecek bu kadar büyük fırsatlar aynı anda önümüzde olmadı.

Ben inanıyorum ki bunu başaracak bilgi de Trabzon'da var.

Mimarlarımız var. Mühendislerimiz var. Şehir plancılarımız var. Akademisyenlerimiz var. Gençlerimiz var.

En önemlisi...

Bu şehri seven insanlar var.

Belki bugün ihtiyacımız olan tek şey...

Bütün bu aklı ortak bir masa etrafında buluşturacak cesur bir vizyon.

Çünkü şehirler yalnızca yollarla, köprülerle ve binalarla büyümez.

Şehirler, kurdukları hayaller kadar büyür.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Biz sadece yeni projeler mi yapıyoruz?

Yoksa gelecek yüz yılın Trabzon'unu mu inşa ediyoruz?

Bu sorunun cevabını bugünden verebilirsek...

Belki de yıllar sonra çocuklarımız Boztepe'deki Kule 61'e çıkacak...

Yeni havalimanında misafirlerini karşılayacak...

Ve bu şehri gezen insanlar, "Trabzon gerçekten farklı düşünmüş." diyecek.

Çünkü gelecek kendiliğinden gelmez.

Gelecek, bugünden hayal edenlerin eseridir.

Emrah Ömer ÇAM
Yüksek Mimar