Dün akşamki maç gösterdi ki; Mustafa Hoca, ‘Sychev skandalı’ ile büyük konsantre kaybı yaşamış.
Oysa bu kadar büyütülecek bir durum yoktu.
Çünkü kulüpte zaten sistemin s’si yok…
Bu tip hataların yaşanması gayet normal.
Şimdi, herkes birbirine, Sychev raporunu Mustafa Hoca’ya kimin ilettiğini soruyor…
Asgari mantık tutarlılığıyla konuşacak olursak;
Futbolcu transferini Çevre Bakanı’nın yaptığı bir kulüpte, bence, rakip takım analizini de yapsa yapsa özel kalemi yapar!
Teknik heyetin, scoutların haberinin olmadığı transferi Bakan’ın yapmasına şaşırmıyorsunuz da, rakip takımı Özel Kalem’in analiz etmesine mi şaşırıyorsunuz?
Geçiniz.
xXx
Maça gelirsek…
Trabzonspor için, karşılaşmanın rahat geçeceğine inananlardandım.
Çünkü mantalitesi değişmiş, mücadele gücü yüksek bir takım oldu Trabzonspor.
Ancak…
Dünkü maçın en formsuzu Mustafa Akçay’dı.
Mustafa Hoca, Sychev’den saha içerisinde korkuyordu ama Rus futbolcu onu saha dışında bitirdi.
Sychev ile çizilen karizma, ağır hasar yaratmış belli ki.
Yaptığı tüm oyuncu değişiklikleri yanlıştı.
Akçay oyuna müdahale etmese, fark belki 2-3 de olabilirdi!
Mesela Henrique’yi oyundan neden çıkardığını kendisine sorsa, kendisinden makûl bir yanıt alamaz!
Değişikliklerin ardından takım, son yarım saatlik dilimde, tamamen halı saha takımı hüviyetine büründü.
Kimsenin ne yaptığı belli olmayınca, ortaya da şu tablo çıktı: Herkes her şeyi yapmak istedi ama hiç kimse bir şey yapamadı.
Neticede de, yalnızca mücadele bile Minsk’i geçmeye yetti.
Bu tablo lige yeter mi? Yetmez.
Mustafa Hoca’nın ısrar ettiği oyuncu kadrosu, lig bitmeden-önceki diğer 2 teknik adama olduğu gibi- başına çorap örer.
Giraylarla, Celustkalarla, Colmanlarla, Volkanlarla, Alanzinholarla, Gürallarla devrim yapamayacağını bildiği halde bu futbolcular için tahammül sınırını aşan Mustafa Hoca, bugüne kadar devrimin sinyalini dahi veremeyerek, beynime kocaman bir soru işareti çengeli astı.
Öncesinin aykırı teknik adamı, şimdinin, büyük camia, başkan ve yönetici üçgenine ufkunu sığdırarak düzene ayak uyduran teknik adamına dönüşürse, cümleten geçmiş olsun.
1 dakika dahi takımda tutulmamalı
Günümüz futboluna aykırı fizik kapasitesi ve aldığı topu evine kadar götürecek oyun anlayışıyla Alanzinho,
Takımı her an yakacak konsantrasyonu ve tavrı ile hücuma da savunmaya da veremediği katkı nedeniyle Colman,
Takım oyunundan uzak, kolej havasıyla alakasız, bireysel olarak da yetersiz Volkan,
Yeteneklerine ihanet eder noktada gamsız Emre Güral,
1 dakika dahi takımda tutulmamalı.
İşgal ettikleri yer ve zaman, alt yapıdaki oyuncular adına içimizi sızlatıyor.
Olcan’dan sol bek olur mu?
Bal gibi de olur.
Futbol dünyası, kenar oyuncularının bek oynamasını artık iyice kabullenmeli.
Trabzonsporlu oyuncuları baz alırsak…
1 maçta toplasan 5 kez çizgiye inmiyorlar.
Ceza sahasına 5-6 orta dahi gönderemiyorlar.
Kendi yarı sahalarının ortasına kadar rakip takım oyuncusunu takip ediyorlar mı?
Ediyorlar.
Demek ki bizimkiler zaten bek oynuyorlar.
O nedenle, “Olcan’dan bek olmaz” diye yalandan yere kızılca kıyamet koparmayın.
Bu Malouda mı fizik olarak hazır?
Mustafa Hoca, Malouda için, “Fizik olarak hazır” açıklaması yaptı, daha da ileri giderek Fransız’ı sahaya da sürdü.
Ne oldu peki?
Malouda’nın düğünde dahi oynamaya hazır olmadığı ortaya çıktı.
Şapkasıyla, sakalıyla bildiğimiz Mustafa Hoca, ilk antrenmanda gördüğü Malouda’yı uçağa dahi almazdı.
Ama aldı, oynattı da…
Neler oluyor bilmiyorum!
Hey gidi Mustafa Hoca;
Musampa’yı hatırlıyor musun?
Ben çok iyi hatırlıyorum.
Antrenörlere yeni ders:
Paulo Henrique
Henrique için geldiği günden bu yana düşüncelerim hiç değişmedi.
Mevcut kadro içerisinde oyun zekası en yüksek futbolcu.
Önde oyuna hız kazandıran ve tek top oynamayı başarabilen tek futbolcu da o.
Teknik kapasitesi de üst düzeyde.
Özgüvenini geri kazansın, düzenli oynarsa ligi sallar.
4 gol attı diye ahkam kesmiyorum; bu köşenin okuyucuları iyi bilir; Sambacı tribünde otururken de iddiamız aynıydı.
Henrique hiç olmadığı kadar zayıflamış da.
Bu futbolcunun fiziksel ve zihinsel olarak geçirdiği evrim, çalıştığı diğer teknik adamlara mesaj, teknik direktör adaylarına ise ders niteliği taşır.
Mustafa Yumlu’ya dair birkaç satır…
Tamam anlıyoruz, kanın kaynıyor.
Trabzonlusun, kaptanlık hedefin de var…
Lider olma gayretin de mevcut.
Öyleyse, bir kez olsun dinle kardeşim:
Hakem terini siliyor konuşuyorsun.
Rakip gülüyor konuşuyorsun, kızıyor konuşuyorsun.
Kondisyonunun yarısını çenen eritiyor.
Sus biraz, kendine yazık ediyorsun.
Buna hakkın yok Zeki!
Türkiye’nin en iyi orta atan bek oyuncusuyken, savunmadan haberi olmayan beki durumuna düştün.
En basit çalımı bile güzelleştirerek yedin.
Minsk’in dünkü maçtaki gol umudu oldun.
Bizleri mahcup etmen bir yana, Bosingwa’ya mecbur ettin.
Buna hakkın yok, bilesin.
Ama unutma Zeki…
Yiğit düştüğü yerden kalkar.
Yeter ki yiğit olduğunu bil ve düştüğün yerde kalma.