Tüm tarım ürünlerinin büyümesi için toprak, su, güneş ve sıcaklık ihtiyacı gerekli olup, iklim ise belirtilen bileşenlere etki eden ayrıca dinamik bir bileşendir. Bu nedenle tarım sektörü için yarattığı tehlike/tehlikeler içerdiği bilinmezlikler açısından yüksek seviyededir. Önümüzdeki on veya yirmi yıl içerisindeki projeksiyonlara bakıldığında tarım politikaları belirlenirken 2-3 derecelik sıcaklık artışları ve bu hususun iklim üzerinde yaratacağı etkiler, bir hipotez olarak ele alınarak tarım politikaları bu çerçevede dizayn edilmelidir. Sonuçta doğacak kıtlık ve yoksulluk zamanı geldiğinde bir bütün olarak halk ve içindeki her birey acı çekecektir. Bu nedenle gezegenin kaynakları sonsuz değildir; doğa bizi uyarırken, önlemlerimizi alarak istikrarlı olmalı ve bu gezegenin ölmesine izin vermemeliyiz.

Buradan çağrışımla gayrisafi yurt içi hasıladaki değişimde 0/01.4 lük bir düşüşü olması ciddi bir risk işareti olurken ürün kayıplarınında 0/08-9 gibi tehlikeli bir orana ulaşacağı belirtilmektedir. Tarım ürünleri iklim değişikliklerine karşı son derece hassas olup, bu hususu içinde yaşadığımız 2023 yılındaki kuraklık sonucu, fındıktaki rekolte düşüşünün geçen yıla göre 0.060 oranında azaldığı bir gerçektir. Aşırı kuraklık ve debisi yüksek sağanak yağmurlar neticesinde oluşan ani sellerin de rekolteyi olumsuz etkilediği aynı doğa olayıdır.

Daha yüksek sıcaklıkların sonucunda yabancı ot ve haşere çoğalması (Kahve rengi böcek, Küf hastalığı) ise verimi önemli derecede düşürmektedir. Bu ve benzeri istenmeyen hususlar hem ülkemizde hem de küresel bazda GIDA GÜVENLİĞİNİ insanlık aleyhine tehdit etmektedir. Yine sıcaklık artışları topraktaki bozulma hızını artırdığından, bu durum erozyon riskini tetiklemekte ve toprak verimliliğinin azalmasına sebep olmaktadır. Bu bakımdan ülkemizde toprak verimliliğinin son on yılda 0.023 dolayında azalmış olduğu belirtilmektedir. Bu yüzden üreticiler, topraksız, dikey ve onarıcı tarım gibi yöntemler kullanarak iklim değişikliğine karşı verdiği mücadeleye zemin oluşturmaktadır.

Dahası, su kaynakları dünyanın temel yaşam kaynağı olup, iklim değişikliğinin önemli sonuçlarından birisi, hatta en önemlisi, su kaynakları üzerinde yarattığı olumsuz etkilerdir. Su döngüsü (Buharlaşma, Yağmur, Yeraltı su rezervlerinin azalması, Buzulların erimesi, Topraktaki rutubet oranının azalması, Akarsu rejimlerinin değişmesi, Suya erişilebilirliğin zorlaşması, Suyun kalitesinin etkilenmesi sonucu ekosistemlerin bozulması) bozularak önü alınamaz sonuçlar bizi beklemektedir. Onun için ülkemizde gerekli önlemleri alarak en kısa sürede su fakiri bir ülke olduğumuzu da göz önünde bulundurarak, su planlaması yapılmalı ve bu durum tek merkezden yürütülerek, planlamalar her ilin su kaynaklarına kadar indirilip bir komisyon marifetiyle faaliyet yürütülmelidir.

Yani kuraklık eylem planlarının sınırları oldukça geniş tutularak (Su kaynaklarındaki azalma, Toprak verimliliği, Erozyon, Aşırı yağış, Doğal bitki örtüsü değişimi, Bitki besin maddeleri noksanlığı, Hastalık ve zararlılar, Yüzey akışa geçen suların biriktirilerek kullanılması, Rüzgar perdesi, Arazi toplulaştırma, Gübreleme, Organik tarım, Tarım sigortası ve biyoenerji kaynakları), çalışma kapsayıcı bir şekilde ülke ölçeğinde yapılmalıdır. Netice olarak, hem ülkemiz insanı hem de küresel insanlık aleminin karşılaştığı tehlike gittikçe artmaktadır

Onun için ülkemiz çok acil olarak;

1-Çiftçilerin iklim değişikliğine yönelik uyum eylemi konusunda eğitilmeleri

2-İklim değişikliği fonunun oluşturulması

3-İklim değişikliği araştırma ve uygulama enstitülerinin kurulması

4-Geliri az olan çiftçilere iklim değişikliği desteğinin verilmesi

5-Basınçlı sulama sistemine geçişi devreye sokulması

6-Arazi toplulaştırılmasına hız verilmesi

7-İklim bazlı sigorta uygulamasına geçilmesi

8-Risk yönetimi odaklı politikaların oluşturulması

9-Genel bir iklim değişikliği seferberliği başlatılmalı

Kendimizi iklime değil iklimi kendimize uyarlayacak radikal önlemlerin alınması umuduyla ,üreticilerimize bol bereketli kazançlar.