Günlerdir İstanbul Taksim’deki Gezipark olayını, Trabzon sokaklarındaki eylemleri ve sonrasındaki gelişmeleri takip ediyorum. Türkiye’yi yangın yerine çeviren, sözde demokratik hakkını arayan, esnafın camını indirip halkın parasıyla alınan belediye otobüsünü yakan, yayın organı eylemi yayınlamıyor diye şoföre zimmetli olan canlı yayın aracını yakan, panzere yumruk atıp banada sık banada sık dedikten sonra üzerine gelen basınçlı su ile devrilip kahraman olma niyetinde olanlar. Size asla ve asla katılmıyorum.  Böyle hak aranmaz.  

Eyleme katılan kaç bin kişi iseniz, sizin kadar da katılmayan, veya katılıp iş siyasete kayıyor, idolojik grupların içinde işimiz yok deyip ayrılan, yada hiç olayla alakası olmayan insanın yolda yürüme hakkını, trafikte gezme hakkını, çocukların sokakta oynama hakkını, esnafın iş yapma hakkın,ı vatandaşın toplu taşıma aracına binme hakkını, insanların sosyal medyayı kullanma hakkını gasp ettiniz. Yalan iletilerle, feyk tweetlerle bu milleti kandırdınız. 17 kişi öldü dediniz bir kişinin üzerinden panzer geçti dediniz. Başka ülkelerdeki fotoğrafları utanmadan Türkiye’de olmuş gibi yayınlayıp evladı İstanbul’da okuyan annenin yüreğini acıttınız. Ona kalp krizi geçirttiniz.

Kafanızda ki puşi ile özgürlük isteyecekseniz, idolojik renklerdeki maskelerinizle polise molotof atacaksan, siyasi partilerin verdiği üçbeş kuruş harçlıkla sokağa inecekseniz ben kendi adıma sizden hakkımızı aramanızı istemiyorum. Ben o panzerin önünde dimdik duran kırmızı elbiseli kız gibi herşeyiyle yalın bir demokratik hak arama mücadelesi istiyorum. Gelinlik ile alana gelip panzer karşı duran genç kızımız gibi AK bir hak arama mücadelesi istiyorum.  

Gezi Park için ayağa kalkan siyasi partilerin, ideolojik  hareketlerin gazıyla değil, gerçekten orada kesilecek ağaçlar için, gerçekten Reyhanlı’da kaybettiğimiz vatandaşlarımız için, gerçekten yasaklar ve baskılar için sokağa inip eylem yapan, sağa sola zarar vermeden evine giden tüm vatandaşlarımızı da kutluyor, hükümete verdikleri bu dersten ötürü yaptıkları hareketin dünya tarih kitaplarına geçecek etkili bir kitlesel hareket olduğunu iftiharla söylemek isterim.  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu mesajı gördü.

***

Gördünüz mü Trabzon’u. Tarihinin en büyük tepkisini gösterdi. Meydan parkı doldu. Kuyruk  Postane önündeydi. Kimisi aralarında Trabzonlu yok dedi, kimisi hepsi öğrenci dedi. Ben o kalabalığı sonuna kadar dolaştım her adımımda bir tanıdık bir eş dost vardı. Trabzonlu işadamlarıda oradaydı, çalışanları da oradaydı.  Siyasetçide vardı. Bürokrat da. Başörtülü de vardı. Yırtık pantolonluda. Kimse kendini kandırmasın. Olay toplumsal bir eylemdi. Kimsenin siyasallaştırmasına gerek yoktu bu işi. CHP Trabzon İl Başkanı Yavuz Karan, CHP Trabzon Merkez İlçe Başkanı Ahmet Kaya ve İşçi Partisi Başkanı. Kol kola girmiş bir direniş abidesi gibi yürüyorlardı. Toplumsal olay CHP’nin propagandası gibi görülünce insanlar dağıldı, tepki gösterdi. Biz buraya CHP için gelmedik İşçi partisi için gelmedik dedi.

Katılmasalar mıydı diyeceksiniz. Tabii ki CHP Trbzon İl Başkanıda veya hangi partiden olursa olsun herkesin birey olarak eyleme katılma hakkı vardı. Fakat vatandaş gibi olacaktılar ön protokolden yer istemeyerek. Konuşma yapmayarak. Halkın arasında olarak.  

Herşeye rağmen Trabzon’da bir taş yerinden oynamadı, bir çiçek ezilmedi, bir kişinin gözyaşı akmadı, bir kişinin canı acımadı, bir polisimiz müdahalede bulunacak olayla karşılaşmadı.  Trabzon yine nerede esip nerede gürleyeceğini iyi bildi ve yaptı. Trabzon devletine, devlet milletine saygı gösterdi.

İşte demokratik tepki budur. Aslanlar gibi iktidara ‘Akıllı ol, AK’ını alırım”  ne adaletin kalır ne de kalkınman öyle sıradan bir parti olursun dedi.

***

Gelelim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına.  Herkes geri adım atmalı, özür dilemeli diyor. Ben geri adım atma meselesine karşıyım. Bir ülkenin lideri öyle veya böyle verdiği karardan 1 günde geri dönmemeli. Konuşacağı lafı ölçüp biçmeli. 1 günde geri adım atacağı söylemlerde bulunmamalı. Her olayda geri adım atmamalı. Dik durmalı. Ülkesinde dik duramayan bir lider kendi itibarından ziyade bu ülkenin itibarını sarsar, zedeler.  Fakat özür dileme konusuna gelirsek. Sokağa inip gerçek demokrasi arayanlar adına, o bibergazını, o jopu hak etmeyenler adına bende bir özür bekliyorum. Balkonunda oturup akşama kadar biber gazı soluyan, ekmek almaya giderken tekme yiyen, arabası kırılan parçalanan kulağı kopan, kafası yarılan o 65 yaşındaki olayla alakası olmayan vatandaş adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan özür bekliyorum.

Sayın Başbakan, seçim kazanmış olmak hiçbir lidere anti demokratik olma hakkını vermez. Siz bu ülkedeki 75 milyon insanın Başbakanısınız. Sokakta demokratik hakkını arayan hiçbir partiyle veya grupla alakası olmayan herkese çapulcu deme hakkını kimse size vermedi. Orada slogan atan üniversiteli gencin belki annesi belki babası belki amcası yada dedesi. Mutlaka size oy verdi. Doğru mu? Siz o insanların evlatlarına çapulcu diyemezsiniz. Sizi yadırgarlar. Biz Türkü, Lazı, Kürdü, Çerkezi Türkiye toprakları üzerinde yaşayan tüm vatandaşlarımızı kucaklıyoruz sözlerinizin samimiyetinden şüphe ederler.  

Bu ülkeyi bölmek adına, bu ülkede bebek katilinin afişini açarak, bölücü sloganlar atarak, PKK yandaşlarıyla miting yapanlar için kullanmadığınız oranda bibergazını ve kaba kuvveti: Ben Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıyım ranta, baskıya, benimde rızam olması gereken sosyal yaşam alanları ile ilgili kabul görmeyen kararlar için sokağa inen vatandaşa kullanırsanız bir özür borcunuz var demektir. 

Evet Sayın Başbakan özür dilemek erdemliktir. Türk Milleti adına lütfen bu erdemi gösterin. Türkiye halkından özür dileyin kaba kuvvet kullandık, bu müdahalaleri banim halkım haketmedi, polisler hakkında gereği yapılacaktır, atış serbest kararı verip halkıma zulmedenlere gereken cezayı ben vereceğim deyin.  

Deyin ki bu milletin hizmetkarıyım sözünüz inandırıcı olsun.

Yoksa siz her ne kadar kabul etmesenizde bu milletin efendisi konumuna gelirsiniz ama unutmayın bu millet kimseye olmadığı gibi size de hizmetkar olmaz.