Dünyada iklim değişikliklerinin gittikçe sıkıntı yaratması, nehirlerin kuruması, buzulların erimesi, sellerin artması, sıcaklıkların gittikçe yükselmesi ve çölleşme sonucu, yanlış uygulamalar sonucu tarım arazilerinin azalması gibi olayların sonucu, insanlık için çok önemli olan üretim kaynaklarını azaltmaktadır.

Bu durum gıdaya olan talebi artırdığı için tüm sektörler içerisinde stratejik açıdan "TARIM" birinci sıraya yerleşmiştir.

Durum bu anlamda ciddiyetini korurken başta toprakların ve üreticilerin himaye edilmesi gerekirgen, yerli ve çok uluslu firmaların değişik mekanizmaları deneyerek, hem zaman faydası yaratma ve hemde karlarını çarpan etkisiyle artırmak için büyük ölçekli ürün stoklamalarınıda ihmal etmemektedirler.

Çiftçilerin ürünlerinin para etmeyişi yanında, özellikle tarıma dayalı sanayi kuruluşlarıda bu zaaftan yararlanarak ürünü ucuza alıp,işleyerek yüksek fiyatlardan yine aynı çiftçilere satmaktadırlar.

Temelde bakıldığında tarımsal ihracattan ülkemize milyarlarca dolar girmesini sağlayan çiftçilerimiz , sadece ürünlerinin uygun fiyattan alınmasını beklemek bir tarafa, tarımsal girdi temini ile boğuşmaktadır.

Durum bu anlamda sosyolojik olarak vahim durumdayken bırakın üreticiyi ve alım garantisi vermeyi özellikle mevsimsel üretimde çiftçi bahçeden toptan ucuz fiyata alım yapan, tüccarların inisiyatifine bırakılmaktadır.

Üretim giderlerinin altından kalkamayan çiftçilerde tarımdan uzaklaşmakta ve ülkemizde bu anlamada dışarıdan kuru ve işlenmiş tarım ürünü ithal ederek oluşan gıda açığını kapatmaya çalışmaktadır.

Halbuki yabancı çiftçinin cebine giren bu milyar dolarlar, kendi çiftcımizin üretimini kolaylaştırmak için kullanılsa sorun kendiliğinden çözülmüş olacaktır.

Zira ülkemizde TOPRAK, SU,PARA ve en önemlisi yıllarını ziraate vermiş geniş ürrtim kültürü olan müthiş bir insan kaynağı var.

Bu kaynak hiç bir eğitim almadan kendi kendine didinerek, üretip bu iki eylemi yaşayarak öğrenen bu kuşak artık yavaş, yavaş yokluğa, yoksulluğa ve yoksunluğa doğru hızla gitmektedir.

Bir çoğunun tepesine binen banka kredileri, hacizler ve diğer zor şartlarda insanlar onurlarını kurtarmak için 60- 70 yıllık uğraşlarından vazgeçip makina parklarını ve arazilerini satıp borçlarını ödemeye çalışarak üretimden uzaklaşmaktadırlar.

Durum bizzat ülke insanını ve ekonomisini ilgilendirdiği halde üretici, sosyal devleti ve Anayasamızın eşitlikçi 10.maddesini yanında bulamamaktadır.

Üretim pahasına varını yoğunu ortaya koyan Anadolu insanı, neticede fakir, sefil ve yoksul kalmakta ancak, Devletine bağlılığınıda tüm kalbiyle ve ruhuyla sahiplenmektedir.

Toprağı işleyen, hasatı yapan,harmanı oluşturan ve ürünü toplum için üreten YURDUN efendisidir çiftçi.

Çünkü çiftçi dökülen her damla alın terinin toprak tarafından verildiğini bilir bunuda o gerçekleştirir ama hakkıda bir türlü verilmez.

Kamuda yıllarca çalışarak topluma hizmet veren ve emekli olan yani Devlet kültürü alan birinin üretim gibi toplumsal eyleme devam etmesi, hem arazilerin elden çıkmasını önlemesi ve hemde toprağı sahiplenmesi kadar çok önemli bir vatanseverlik örneği yok gibidir.

Emekli bir insanın üretim yapması fakirliğin göstergesi olmamalıdır.

Ancak ülkemizde maalesef aldığı emekli maaşıyla geçinemeyenler hayata bağlanmak ve onuruyla geçinebilmek için bu yolu seçmektedirler.

Aslında bu husus çok önemsenmesi gereken toplumsal bir olaydır.

Ülkemizde tarım alanlarının 0/08.2'sini kaybettiğimiz bir gerçeklikken ve ortalama parsel büyüklüğü 5 dönüm civarında olup gittikçe azalırken "ÇKS sistemine kayıtlı bir çiftçinin beş dönümden alacağı para 900 TL'dir. Bu paranın 180 TL'si ziraat odasına verileceği için çiftćiye ödenmesi gereken teşvik 720 TL gibi gülünç bir rakam olacaktır.

Bu şekilde milyonlarca çiftçi bulunmakta 5 bin TL nerede ise.