Düşünebiliyormusunuz; Hayatınız boyunca çalışmış, çabalamış, bir şeyler üretmişsiniz. Bunun sonucu olarak çok sevdiğiniz bir kurumda, önemli bir göreve başlamışsınız. Heyecanınız en yüksekte ve başarıya giden merdivenleri tırmanmak için uykusuz geceler yaşıyorsunuz. Ve bir sabah uyandığınızda o kurumun genel müdürü değişmiş, sizi sorgusuz sualsiz kapının önüne koymuş!

Kişiliğiniz örselenmiş, aşağılanmışsınız, değersizleştirilmeye çalışılmışsınız!...

Tabii ki size yapılanların karşılığı olarak yasal yollara başvurmuş, kanunu haklarınızı almak için yeni bir savaşın içine girmişsiniz. Ama bu arada başka bir şirkette de çalışmaya başlamışsınız. Şirketiniz bir iş yapıyor ve bu işte elde edeceğiniz başarının size aslında güncel anlamda bir karı olmayacak. Ancak, sizin işinize son veren genel müdürün şirketi, şirketinizin bir başka şirketi alt etmesiyle büyük bir zafere imza atacak!

Ne yaparsınız?

Biliyorum ki, birçoğumuz, işten atıldığımız şirketin yerin dibine girmesi, iflas etmesi için elimizden geleni yaparız!

Ama Tolunay Kafkas öyle yapmadı.

Onu aşağılayarak, bir tek kelime konuşma ihtiyacı hissetmeden, kişiliğini ezerek gönderen ve bunu yaptığı için kendini bir şey sanan İbrahim Hacıosmanoğlu’nun başkanı olduğu Trabzonspor’a, ligin son maçında tarihi bir kıyak yaptı.

Karabükspor, Sivasspor’u mağlup ederken, Trabzonspor ligi dördüncü bitirdi. Trabzonspor, Antalyaspor’u 12-0 yense de, Karabükspor kendi evinde, Sivasspor ile berabere kalsa bile bir şey değişmeyecekti. Ligi 5. Bitirecek olan Trabzonspor, sezonu 25 gün erken açacaktı. Avrupa Kupaları’na 2 ön eleme turu daha fazla oynayarak başlayacaktı. İbrahim Hacıosmanoğlu, “Ligi dördüncü bitirdik” diye hava atamayacaktı. Hami Mandıralı’nın koltuğu sallandıkça sallanacaktı.

Ancak kendine tarihin en büyük acısını tattıran İbrahim Hacıosmanoğlu’nun sığ ve küçük düşüncesine karşılık, Tolunay Kafkas, ligin son haftası gelmesine rağmen hiçbir oyuncusunun izin talebine, ‘evet’ demeyerek, takımı sanki lig yeni başlıyormuş ve şampiyonluk mücadelesi vereceklermiş gibi hazırlayarak nasılda büyük ve derin olduğunu gösterdi.

Gerçekten Tolunay Kafkas’a şapka çıkarmak görevimiz.

Belki diyeceksiniz ki, “Bundan doğal ne var?’

Ama katilin, hırsızın, yalanın, iftiranın, insan eti yiyenlerin el üstünde tutulduğu ülkemizde, yazık ke insanın doğal yapısında olması gereken dürüstlüğü, büyük erdim olarak görmeye başlayalı uzun yıllar oldu.

Kışın soğuğunda soba borularından çıkan dumanlarla kirlenen havada, ‘Kar’ı delerek çıkan kardelen gibi geliyor bize Tolunay Kafkas ve onun gibiler.

Dileğim; İbrahim Hacıosmanoğlu ve gibilerin de onun gibilerden bir şeyler öğrenmesi, Tolunay Kafkas’ların sayılarının çoğalması!

Başka ne diyebilirim ki?


***
ÜNİVERSİTE DİPLOMASI VE METİN ATASOY!

Trabzonspor'un eski yöneticisi ve son genel kurulun başkan adaylarından Metin Atasoy Facebook hesabından bir Temel fıkrası yayınladı. Fıkra mesaj doluydu ama yakışık aldı mı derseniz, bana göre hayır! İsterseniz önce yayınladığı fıkrayı paylaşalım, sonra yorumumuzu yapalım: Temel Gece rüyasında Temel'e melekler, bir yere baş olması gerektiğini söyler.

Onun da ilk işi çok güvendiği babasına koşmak olur "Baba baba, rüyamda melekler söyledi, ben bir yerlere baş olmalıyım" Baba sorar, "Nerelere baş olmak istersin oğlum?" Mümkünse Cumhurbaşkanlığı babacığım. Baba "olmaz" der; "üniversite mezunu olman lazım".

Temel o zaman "Başbakanlık olsun babacığım" karşılığını verir. "Oğlum o da olmaz, milletvekili olman lazım" der baba.

Temel pes etmez. Bu sefer bir dairede müdürlük ister babasından. Baba bilgili insan; "Oğlum lise diploman yok". Temel kızmaya başlamıştır.

Babasına "Tamam babacığım, O zaman mahalleye bekçi başı oluyorum" der. Kültürlü baba ona da "Maalesef o da mümkün değil, en az ortaokul mezunu olman lazım" deyince, Temel sinirlenir ve bombayı patlatır.

"Babacığım, o zaman ben de gidiyorum Trabzonspor'a başkan olmaya" Baba,Temele dönüp ve sevecen bir üslupla ;"Oğlum o vizyon,o misyon,o kültür,o para,o temsil sende var mıdır?" diye sorunca, Temel kendinden emin bir şekilde,

"Babacığım,bu dediklerin tüzüğe göre şart değildir" karşılığını verir ve rüyasını gerçekleştirir.''

Metin Atasoy’u uzun yıllardır tanırım, severim ve çok değer veririm de! Ama yayınladığı fıkra bile aslında neden kabul görmediğini ve seçimi niçin kaybettiğini de gözler önüne sermeye yetiyor!

Belli ki üniversite okumuş ve bununla hep kendini ayrıcalıkla gören Metin Atasoy, yayınladığı fıkra ile birlikte İbrahim Hacıosmanoğlu’na göndermede bulunuyor. Ancak Atasoy gibi okumuş insanlardan hep oy aldı İbrahim Bey; Şimdi yana yakına, ‘Nasıl da oy verdik. Bir daha asla oy vermeyiz?’ diyorlar. Oy veren ve verdirenlerin bazıları eski bakanlar, milletvekilleri, iş adamları, Trabzonspor eski yöneticileri... Aralarında çok sayıda avukat, hakim, doktor, mühendis var biliyormusun?

Yani demem o ki, üniversite mezunlarının önemli bölümü arasında nasıl da kandırılmaya, aldatılmaya, ya da çıkar karşılığı satılmaya hazır insanlar var!..

Siz üniversite bitirdiniz ve kendi aklınızı, tüm toplumun aklından üstün gördüğünüz için kaybettiniz!

Sayın Atasoy, bir kere üniversite okumak her şeyi doğru yapmak, bilmek anlamına gelmiyor. Çok okumuş cahille karşılaştım, nice ilkokul bitirememiş, bilgeyle yan yana geldim.

Yazık ki sizin için üniversite diploması her şey anlamına geliyor. Ama o diploma gerçekten Trabzonspor’u yönetmeye yetmiyor. Diplomalıların yönettiği Türkiye’mizin hali de ortada!

Bu ülkeyi ve Trabzonspor’u batma noktasına getirenler diplomalı narsistlerden başkası değil Sayın Atasoy!..

Siz de İbrahim Hacıosmanoğlu’nu diplomadan vurmaya çalışacağınıza, yenilgiyi kabul edin ve durum tahlili yapın! Geleceğe daha akılcı ve sağlıklı hazırlanın.

Bir gerçeği de göz ardı etmeyelim; Kulübün başkanlık koltuğu için tüy sıklet olan ve çok büyük sorunlar yaratan İbrahim Hacıosmanoğlu’nun bugüne kadar verdiği zararlar henüz Sadri Şener, Mehmet Ali Yılmaz, Atay Aktuğ gibi üniversite diploması taşıyan isimlerin yanına henüz yaklaşamadı bile...

Kerameti diplomada arayan ve geçmişi unutan, bugünü sağlıklı değerlendiremez, geleceğini de doğru kuramaz Sayın Atasoy!...

***
CAMBAZLIK YAPAMAM İŞİM GAZETECİLİKTİR!

Bir ara bazı internet sitelerinde hakkımda tamamen hayal mahsulü haber-yorumlar yapıldı. Bir sitedeki haber yorumlarda Trabzonspor kulübü başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun bana Futbolcu İzleme Komitesi Başkanlığı teklif ettiği yazıyordu. Benim ne yanıt verdiğim belli değildi. Diğerinde ise aynı teklifin yapılacağı dile getiriliyordu. Ancak asla kabul etmeyeceğimi de dip not olarak habere eklemişti. En azından son bölümü doğruydu. Beni tanıyanlar çok iyi bilir ki, gazetecilik dışında hiçbir işle meşgul olmadım.  Sadece yazdım ve TV’lerde yine alanımla ilgili konuştum. 32 yıla vardı bunu yapıyorum, bundan sonra da aynen devam etmek istiyorum.

Bir kere Futbolcu İzleme Komitesi Başkanlığı başlı başına bir özel bilgi isteyen ve benim yapabileceğim bir şey değil. Kaldı ki böyle bir teklif de olmadı, olacağını da asla düşünemem. İkincisi insanlar ilkeleriyle yaşar diye biliyorum. En azından ‘ilke’ benim için çok kutsal bir kavramdır. Şartlara, paranın rengine ve miktarına göre değişmez Tek düşüncem yaşadığım sürece gazetecilik yapmaya devam etmek, Bir başka kulvarda at oynatmamaktır. Eğer bir gün kalemi bir daha elime almamak üzere toprağa gömersem bir başka işle uğraşabilirim ama bu Futbolcu İzleme Komitesi olmaz. Bunu ilk ve son kez kayıt altına alıyor, burada da kendimi bağlıyorum.

Umarım bundan sonra, her dalda oynamak isteyenler ve ip üzerinde her türlü cambazlığı yapanlarla karıştırılmam
***
CHP BESLEMESİ!

Son bir yazıyı da internete sızmış bir takım tetikçilerle ilgili olacak bugün! Yazdığım yazılar çeşitli internet siteleri tarafından da paylaşılıyor ve o sitelere tünemiş zeka seviyeleri düşük, iktidar uşaklığını meslek edinmişlere....

Bazıları benim siyaset yaptığım yorumunda bulunuyor. Tabii ki sporun da siyaseti vardır ve buna karşı her düşünen insanın kendi penceresinden eleştirme veya övme hakkı vardır. Bizim yazdıklarımızı beğenmeyen, kızan, tepki gösteren de olabilir. Bunu da doğal karşılarız ama bir var ki, ahlaktan yoksunluğuyla öne çıktığı için burada yazmak zorunda kaldım. Rumuz kullandığı için isim vermeden söyleyeceğim. Beni, ‘CHP beslemesi’ olarak suçlayan akıl yoksunu zavallı; tam 32 yıldır gazeteciyim ve yazıp çiziyorum. Bir yazımda CHP övgüsü bulursanız, özür dileyip, kalemimi de kıracağım. Kaldı ki hayatım boyunca hiç CHP’li olmadım. Olsam da sorun değil. Önemli olan yazarken objektif olabilmektir.

Evet zaman zaman iktidarın ve başbakanın ülke sporunda yarattığı krizleri, adaletsizlikleri, çifte standartları yazıyorum. Daha önceki iktidarlara da yazdım. Ama 32 yıldır CHP hiç iktidar olmadı ki, onun spor politikalarına da karşı gerekirse duruş sergileyeyim. Anlıyorum Başbakanınızı çok eleştiriyorum diye bana kızıyorsunuz. Her halde şikeden Fenerbahçe’nin ceza almamasından, Trabzonspor’un hak ettiği kupanın Fenerbahçe müzesinde kalmasından mutluluk duyuyorsunuz.

Bir şey daha, şike sürecinde CHP, MHP ve genel başkanlarının tutumunu da sayısız kez eleştirdim, tepki gösterdim fakat şu gerçek ki, Türkiye’de tek güç Başbakan Recep Tayyıp Erdoğan’dır ve kupa hala ondadır.

Son sözüm şu siz ve sizin gibi düşünenlere: Hayatım boyunca kimsenin beslemesi olmadım, güç odakları karşısında eğilmedim, eğilmeyeceğim de!...

Güce tapan ve biat eden sizin gibilere hiç benzemiyorum değil mi?

Ve sanırım size batan tarafım da bu olsa gerek!..

KUZEYEKSPRES