Bazen sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.

Hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz (Bakara 216) Tam da 7 Haziranda yapılan genel seçimlerde böyle olmuştu. Ak Parti yüzde 41 oyla birinci parti olmasına rağmen iktidar olamamış, yapılan koalisyon görüşmelerinde bir hükümet kurulamamıştı.

Geldiğimiz süreçte iyi ki kurulamamıştı diyorum. Çünkü geçmişe baktığımızda ülkemizde koalisyon hükümetleri başarılı olamamış, uzun süreli iktidarda kalamamışlar.

1 Kasımda yenilenen seçimlerde Ak Parti, oyunu 9 puan artırıp yüzde 49,4 oy alarak hem birinci parti oldu hem de 317 milletvekili alarak iktidar olmayı garantiledi. Beş ay gibi bir süreçte bir partinin oyları 9 puan artıyorsa bunun iyi irdelenmesi lazım ya da neden bir önceki seçimde kırklara düştüğünün iyi analiz edilmesi lazım.

Tabii ki birçok neden sayılabilir ama Ak Partinin oylarının yüzde kırklara düşmesinin en önemli nedenlerinden biri bence açılım sürecinin yanlış bir seyre dönüşmesi olmuştur.

Bunu bugün daha iyi anlıyor daha iyi görebiliyoruz. Açılım süresince yeter ki analar ağlamasın yeter ki şehitlerimiz olmasın yeter ki kan akmasın yeter ki barış gelsin; ülkemiz üzerinde emelleri olanların planları boşa çıksın diye iki yıl boyunca Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle baldıran zehri içildi.

Bu iki yıllık süreçte ülkeyi terk edecek olan PKK ne yaptı? Yol kesti, kimlik sordu, sözde mahkemeler kurdu, evler arasında tüneller kazdı, evleri camileri silah deposu yaptı, HDP’ ye ait belediyelerin iş makineleri ile yolların altına mayın döşedi velhasıl hainlik üstüne hainlik yaptılar; şımardıkça şımardılar, ahlaksızlığın her türlüsünü yaptılar.

Yetmedi, Devleti tehdit etmeye başladılar. Bu süreç içerisinde terör örgütünün siyasi uzantıları Batı’da makyajlı şirin çocuğu oynadı.

Doğu’da ise kalleş, gaddar, alçak kişiliklerini ortaya koydular. Batı’da demokrasi havarisi, barış güvercini Doğu’da ise halkı öldüren cellâtlar gibiydiler.

Devletimizin de bir sabrı vardı. Terör örgütü ve onun siyasi uzantılarının meydan okuyan davranışları o sabrı taşırdı. Öyle bir taştı ki yok seçin süreciymiş, yok korkakların Bakan bile veremediği geçici bir hükümet görevdeymiş bunların hiçbir önemi kalmamıştı.

Bunun sonucunda askerimiz de polisimiz de aslanlar gibi mücadele etti. Belki de terör örgütü tarihinin en büyük zayiatını verdi. Ak Parti hükümetinin terör karşısındaki bu kararlı tutumu, Ak Parti oylarındaki artışın bence en büyük nedenidir. Demek ki terör örgütünün anladığı dil buydu.

Hükümetimizin de güçlü duruşu bölge halkına güven verdi. Bunu hisseden halk devletinin yanında yer aldı.

Bugün bunu görmeyenler, görmek istemeyenler -bunların içerisinde siyasetçiler de var- neymiş efendim “açılım süreci kaldığı yerden devam edecekmiş” etmez efendim, edemez de! Dene yanıl söylemleriyle güvenlik güçlerimizin moralini bozmanın ve bölge halkını tekrar terör örgütünün yanına itmenin bir anlamı yok. Müslüman aynı yerden defalarca ısırılmaz.

Ayrıca bu süreç kimle devam edecek? Bakın, alınan duyumlara göre terörist başı Öcalan ne diyor “HDP’nin seçimden oy kaybederek çıkması ve sürecin başarısızlığa uğramasını PKK’nın kendisini dinlememesine ve HDP’nin de PKK ile birlikte yanlış politikalar izlemesine bağlıyor.” demek ki Öcalan’ı dinlemeyen bir PKK ve bir HDP var.

O zaman Öcalan’la görüşmenin, HDP’yi muhatap almanın veya açılım denen sürecin ne anlamı kalıyor.

O zaman önümüzdeki süreçte çözüm süreci çok farklı bir düzlemde ilerlemeli. Kamu düzeni tamamen tesis edilip, en son terörist silahını gömüp, sınır ötesine çekilinceye kadar terörle mücadele edilmeli.

Operasyonlar yaz-kış demeden sürmeli, hiçbir koşulda terörle mücadeleye ara verilmemeli. Bunu ben demiyorum bunu sandık diyor, milletimiz diyor.