8 yıla 80 yıllık iş sığdıran Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim...
Osmanlı Devleti'nin 9. padişahı olan Yavuz Sultan Selim, 1470 yılında doğdu, 24 Nisan 1512'de tahta çıktı ve yaklaşık 8 yıl 5 ay hükümdarlık yaptıktan sonra 22 Eylül 1520'de hayatını kaybetti.

Yavuz Sultan Selim, şehzadelik döneminde toplam ömrünün üçte ikisini, 29 yıl boyunca (1487-1510 yılları arasında) Trabzon'da sancakbeyi (vali) olarak görev yaparak geçirmiştir.
Bu uzun süre boyunca Trabzon vilayetini yönetti, devleti ve askerî stratejiyi burada öğrendi.
Tek oğlu, Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı Kanuni Sultan Süleyman, 6 Kasım 1494 tarihinde Trabzon'da, Pazarkapı Mahallesi'nde dünyaya gelmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman Han Hazretleri, babası Yavuz Sultan Selim gibi uzun süre, tam 16 yıl boyunca Trabzon'da ikamet etmiştir.
Osmanlı tahtında en uzun süre kalan ve Osmanlı döneminde sahip olduğumuz toprakların yüzölçümünü üç katına çıkaran iki önemli padişahın, hayatlarının büyük bir bölümünü Trabzon'da geçirmeleri bizlere bu toprakların ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Kanuni Sultan Süleyman padişah olunca payitahta gider ve döneminin en önemli dehası Mimar Sinan'a, kendisi adına kubbesi Ayasofya'dan büyük bir cami yapmasını ister.

Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman adına Mimar Sinan tarafından 1550-1557 yılları arasında inşa edilmiştir.
Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerinden biri olan Süleymaniye Camii, Mimar Sinan'ın “kalfalık eserim” olarak adlandırdığı bir eserdir. Caminin tarihçesine ve mimari özelliklerine bugün bile hayran olmamak elde değil.
Süleymaniye Camii'nin yapımıyla ilgili dilden dile anlatılan birçok hikâye vardır.

Caminin inşaatının bitmek üzere olduğunu duyan Papa IV. Paulus, 1555-1559 yılları arasında papalık görevini yürütmekteydi.
Papa Paulus, Süleymaniye Camii'nin muhteşemliğine gölge düşürmek için gizlice bir plan yapar ve Osmanlı Sultanı Kanuni'ye, bu muhteşem mabede konulması için Vatikan'da bulunan çok değerli iki kırmızı taşı hediye göndermek ister.
Taşlar payitahta gelir. Süleymaniye Camii'nin minberine konulmak üzere yerleştirme çalışmaları başlar. O sırada Mimar Sinan, bu taşların Papa tarafından gönderilmesinden ve özellikle minbere yerleştirilmesi ricasından şüphelenir.

Taşlar yerleştirilmeden önce bir akşam rüyasında, bu kırmızı taşların içerisinde gizli bir haç işareti olduğunu görür ve hemen duruma müdahale eder.
Taşları çok dikkatli ve çıplak gözle inceleyince içerisinde haç işaretinin olduğunu görür. Şüpheleri doğru çıkar. Bu taşlar minbere konulacakken durumu Kanuni Sultan Süleyman'a iletir.
Padişah da buna istinaden taşların imha edilmemesini, lakin caminin kuzey ve güney giriş kapılarının önüne, yere konulmasını emreder.

On gün önce, 7 Temmuz 2026'da Süleymaniye Camii'ni ziyaret ettim.
Bu muhteşem mabedi gezince hayranlığım bir kat daha arttı.
O taşlar yüzyıllardır orada, aynı yerde. Sizler de gidip görebilir ve çıplak gözle dikkatli bakınca içindeki haç işaretini görebilirsiniz.
Hikâyenin tamamını teferruatlarıyla dinleyip emin olmak isterseniz, camide bulunduğunuz anda Fatih semtinde yaşayan en yaşlı insanı çevirin, sorun; size anlatsın.

Sadece kırmızı taşlarıyla değil, Süleymaniye Camii'nin içinde ve dışında saklı birçok efsane hikâyesi de vardır.
Trabzon'un dar sokaklarında yetişmiş, 16 yaşına kadar Trabzon'un yağmurunda ıslanmış, denizinde yüzmüş, tereyağını, mısır ekmeğini, hamsisini yemiş, hamsi figürünü kılıcına işletmiş, Trabzon'a özgü fanilasını ölene kadar sırtından çıkarmamış Osmanlı'nın Muhteşem Süleyman'ı Kanuni Sultan Süleyman Han'ı gerektiği gibi tanıtamamış olmamız da bizim eksikliğimizdir.

Ankara ve İstanbul'da düzenlenen Trabzon tanıtım günlerinde Siirtlilerin Trabzon tereyağını, Hataylıların kuymak ve kayganayı biz Trabzonlulara tanıtması içimizi acıtmaktadır.
Dostlar alışverişte görsün diye bu tür tanıtımların yerine, şehrimizde yetişen bu iki Osmanlı hükümdarını gerçek anlamda tanıtamamak ne kadar üzücü, değil mi?
Kalın sağlıcakla...
