Tükettiğimiz ürünler hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz diye sorsak, ben dâhil hiç birimiz aldığımız ne bir kıyafetin, ne bir elektroniğin ya da ne bileyim efendim bir gıdanın tüketim koşullarını ya da haklarımızı bilmiyoruz. En basitinden her hangi bir marketten alınan bir gofretin son kullanma tarihine vs bakmadan hop yeriz hemen. Ama bu gibi durumlar için her ilde ve ilçede olduğu gibi Trabzon'da da valilik binasında bulunan bir Tüketici Hakem Heyetimiz var.

-Peki, bu heyet ne yapar?
Bu heyet sizin tüketici olarak haklarınızı korur. Tabii ki siz o hakları biliyorsanız(!) Mesela aldığınız bir elektronik cihazın faturası elinizde bulunmak kaydı ile takriben 2 Yıl garanti kapsamında içerisinde size satışı yapılır. Elektronik aletinizin başına bir hal gelmesi halinde ise doğrudan servisine getirip ücretsiz hizmet alma durumunuz söz konusu. O tarihler içinde aynı arızadan, iki yıl içinde, en az 3 kez gitmesi halinde ise, ürün iadesi veya para iadesi sizin en doğal haklarınızdan.

Ama Türkiye prosedürler ülkesi deriz ya hani klişedir. Tam da öyle bir olay cereyan etti geçtiğimiz hafta Akçaabat'ta. Hem de hiç olmaması gereken bir yerde “Adliyede. Bakın olay neydi…

Bundan birkaç gün önce Akçaabat Adliyesi'nde yukarıda da anlatmış olduğum sebeplerle alakalı, Tüketici Hakları Mahkemesi kararı ile bir duruşmam vardı ve duruşma kararı 6 ay sonraya verildi. Tabi biz gibi adamın mahkemede ne işi olur, hemen veryansın: “Ne 6 Ay mı? Ne 6 ayı?” derken, önüme bir dosya atıldı 9 Ay, bir tane daha 11 Ay ve yenileri 9 Ay, 10 Ay vs… Sustum çünkü onların içinde en sükselisi bendim düşünsenize 6 Ay ne büyük şans(!)

Demek nasıl hantal bir düzen varsa, basit bir duruşma ve küçük bir ilçe adliyesi için bu 6 Ay, diğer şehirleri düşünemiyorum bile. Her ne ise efendim, ben sabırla duruşma gününü bekledim. Sonunda geldi çattı kutsal gün ve saat, ben de hani hâkime saygıdır işte ne bileyim giyindim kuşandım gittim. Akçaabat Adliyesi'ne gitmişti şikâyet, bende oturdum başladım beklemeye. Elimde ki kâğıdı kontrol ettim ve tarihin yanı sıra saat çok ilgimi çekti: 09.35 “vay be” dedim, demek ne kadar dakikler ki adamlar küsürlü randevu veriyor. Benim saatim geldi ama ne bir çağıran var ne soran. Ben de kalktım salona girdim e öyle ya saatim gelmiş nihayetinde…

Kâtip: Nerdesin seni bekliyoruz.
Ben: Kusura bakmayın sadece birkaç dakika geciktim koridorda oturuyordum (iç sesim; adamlara bak süper sistem vallahi dakikayı bile hesap ediyorlar, ne eşek adamım ya hu.)
Kâtip: Kızım ver oradan bir beyaz kâğıt (A4'ü kastediyor.) … Al da şu kalemi, yaz oğlum(!)
Ben:
Ben mi? Hem, yaz kızım değil miydi o? (gülümseyerek)…
Kâtip: Belirtilen gün ve saatte il dışında olamayacağımdan mahkemenin ileri bir tarihe ertelenmesine…
Ben: İyi de ben buradayım, suç bu ne yazdırıyorsunuz bana, yalanın en son konuşulacağı yerde ne yaptırıyorsunuz siz? Hâkim nerede?
Kâtip: İzinde(!)
Ben: Kimin?
Kâtip: Kimin? Herkese böyle yaptırdık. Nisan'a falan anca sıra gelir, önümüzde ki hafta gel yeni duruşma tarihi verelim sana. Al kızım bu beyaz kağıdı da öbür dilekçelerin üzerine koy….